Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

28 Temmuz 2007 Cumartesi

YEMEK BORUSU


YEMEK BORUSU

Osmanlı İmparatorluğu zamanında deniz yolu ile uzun seferlere çıkıldığında yanlarında atları ile birlikte diğer hayvanlarıda gemilerine alırlardı. Hayvanlar acıktığı zaman yemek verileceğini belirten yemek borusunu çalarlardı, bunun üzerine hayvanlar homurtularını keserek yemeği beklerler. Yine uzun bir sefere çıkıldığında gemide artık hayvanlara verecek yem kalmaz, hayvanlar homurdanmaya başlar. Bunun üzerine ilk önce ne yapacağını bilemeyen yöneticiler, yemek borusu çalarak hayvanları aldatmayı düşünür. Yemek borusunun çalınmasıyla homurtularını kesen hayvanlar, geri kalan yol boyunca hiçbir şey yiyemez. Hayvanların büyük bölümü yolun sonunda açlıktan ölmüş olur.
Binlerce yıldır ezenler ve ezilenler arasında çatışma, bugünde daha da kızışarak devam ediyor. Egemenler halkların başkaldırılarını engellemek için ya katletmiş, ya işkencelerden geçirmiş ya da ideolojik hegemonya ile onların bilinçlerini bulandırıp, zihinlerini kontrol altına almıştır. Böylece ezilenlerin sisteme biat etmeleri gerçekleştirilmiştir.
Özgürlük, eşitlik, insanca yaşam, daha fazla demokrasi talepleri emekçi örgütlenmeler, yapılar aracılığıyla iktidarlardan talep edilmektedir. Ancak bu kurumsal yapıların ve harekât odaklarının bir bölümü ihanette bulunup egemenlerle anlaşma sağlamakta. İşçi sendikaları bunların başında gelmektedir. Vahşi kapitalizm saldırılarını sürekli arttırırken, artık bu şiddeti etinde kemiğinde hisseden emekçi yığınların tepkileri ve öfkeleri artmaktadır. Emekçi yığınların taleplerini ifade eden bu yapılar söylem itibariyle bu talepleri meydanlarda, iletişim organlarında haykırarak egemenleri sıkıştırdıklarını, emekçilerin gücünü ortaya koyduklarını belirtirler. Temsilcilerine inan yığınlar yine kendi tepkilerinin pazarlandığının bile farkında değildirler. Onların tepkileri temsilcilerinin bankadaki hesaplarını kabartıyor yalnızca. “Hakkınızı alacağız”, “eşitliği sağlayacağız” ifadeleri ile uyutulan yığınların öfkeleri, bunun nedeni olmayan odaklara yönlendirilmektedir. Milliyetçi, şovenist, faşist propaganda yine bu toplumsal çelişkiler üzerinden yapılmakta. Bu öfke hem insanın kendi kendisini hem de başka insanları yok etmesine yönlendirilerek baskıcı sistemi güçlendirmekte.
Toplumsal hareketlerin bir kısmında da bu uzlaşmacı tavır görülmekte. Küreselleşme karşıtları bugün sistem karşıtı en güçlü harekât olarak burjuva basın başta olmak üzere sosyalist basın tarafından da ifade edilmektedir. Küreselleşme karşıtlığının oluşturduğu blok parçalı bir bloktur. Eskiden işçi sınıfı içerinde yer alan ve kendilerinin ifade edilmediğini belirten bu yapılar bugün çok seslilik diye bizlere yutturulmaya çalışılıyor. Bu çok parçalılık ve kakofoni güçlü bir yapının ortaya çıkmasını da engelliyor. Dünyanın en zengin ülkelerinin dünyaya yön veren toplantılarını protesto eden gösteriler sırasında liderler kendi aralarında toplanıp “tamam şu taleplerinizi dikkate alıp, iyileştirmeler yapacağız” diyip tabiri caizse kitlelerin gazını almaktadır. Tabi bu yapıların sözcülüğünü üstlenen kişiler ve mikro olan fakat makro paralar alan kuruluşlar tarafından.
Görülüyor ki bugünün yemek borusunu öttürenler kendilerini halkın savunucusu sayan kişiler ve kuruluşlar. Bu durumda yapılması gereken bu kurumları tamamen bir kenara atmadan, farklı bir örgütlenme tipini ortaya koyan ve dayatan, harekâtı benimseyen, devrimci örgütlenmeyi oluşturmak.



_______________FIRAT 28 Temmuz 2007__________________

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: