SOKAKLARIN GERÇEK SAHİBİ: CEHALET
Bundan birkaç saat önce memleketteki evimde geçen bir olayı siz; ‘Fırtına’ dergisi okurlarıyla paylaşmak istiyorum.
Evimde geçen bir anekdot:
Memleketim olan Konya- Ereğli’de milletvekili genel seçimine bir (1) gün kalması münasebetiyle Milliyetçi Hareket Partisi bir propaganda konvoyu düzenler. Bu konvoyu çarşıya çıkan annemin görmesi ve bunu evdeki babaanneme anlatması aşağıdaki ‘zır cahilce’ diyalogu ortaya çıkarmıştır.
Babaannem: araba çok muydu?
Annem: Ereğli’nin ne kadar arabası varsa orda…
Babaannem: valla, ben vermem Türkeş’e. Bunca yıl köpekçilerden ne gördük ki?. Lambaya atacam oyumu.
Annem: bende lambaya atacam. Fakire fukaraya kömür verdi, o kadar yardım etti.
Babaannem: bizim milletimize iyilik yaramaz kızım. Kim çalışırsa yer bitirirler adamı. Ne güzel Müslüman bir adam (Tayyip’ten bahsediyor canım babaannem) ne istiyorlar adamdan…
-----------
İşte ben bu kısa diyaloga kendi odamda Nietzsche’nin ‘İnsanca, Pek İnsanca’ adlı kitabını okurken kulak misafiri oldum ve bütün konsantrasyonum o anda bozuldu. Düşüncelerden kurtulabilmek için onları yazma ihtiyacı hissettim. Ve anladım ki, halk için ölen on binlerce devrimci, binlerce aydın koca bir hiç uğruna ölmüş. Bazılarınız bu yazımdan ötürü bana çok kızabilir ama unutulmamalıdır ki; gerçeklerden kaçmak yalnızca ve yalnızca başarısızlığı getirecektir.
Ve şimdi blanquistleri, anarşistleri, opportunistleri, pasifistleri, paternalistleri, revizyonistleri, bir kez daha çok iyi anladığımı düşünüyorum.
Okuma yazma oranının ilkokul 5’in altında olduğu bir ülkede, herhangi bir dini tarikatın üye sayısının ülkedeki toplam sosyalist sayısından kat kat fazla olduğu bir ülkede, üstelik emperyalizmin dünyadaki hiçbir ülkeyi sömüremediği kadar rahat bir şekilde sömürdüğü bu ülkede; kültür emperyalizminin anasını ağlattığı bu ülkede, bir devrim beklemek; ya aptallıktır ya da mucizelere inanmaktır. Çözüm şu anki halihazırdaki durumu değiştirmektir.( Bunun pratiği hakkındaki görüşlerimi bu yazımda yazmayacağım.)
Uzun zamandır sürdürülmekte olan ulusal ayrılık hareketlerinin, faşizmi körüklediği ve gizli servislerin (ne kadar gizliyse!) ekmeğine yağ sürdüğü tartışılmaz bir gerçektir. Ülkenin en önemli sanayi kuruluşlarının iktidardaki parti tarafından satılması (peşkeş desek daha doğru olur ama neyse!) ve buna halkın sadece seyirci statüsünde katılması ve bu satıştan doğacak zararları (bilmesi istenmediği için) bilmediği ve bu yüzden desteklediği iktidar partisine güvendiği kaçınılması imkansız bir gerçektir. Ülkedeki en zengin zümrenin oylarının en az %60 ının oyunu iktidar partisine vereceği apaçık ortadadır. Ama ne yazıktır ki ülkenin en yoksul kesimi de oyunu iktidar partisine verecektir. Doğal olarak bir tarafın verdiği oylar karaktersizliğin oyları iken, diğer tarafın verdiği oylar bilinçsizliğin oylarıdır. Dolayısıyla iktidar karaktersizlikten ve bilinçsizlikten güç alır. Tıpkı diğer tüm işbirlikçi iktidarlar gibi! Çözüm: tam tersini oluşturabilmektir. (bu konudaki pratikliğe dair görüşlerimi bu yazımda yazmayacağım).
Dünya bankacılık tarihinin en büyük soygununu gerçekleştiren bir aileden gelen bir siyasi parti lideri bu ülkenin çiftçisine, öğretmenine, askerine, memuruna, öğrencisine kısacası bu ülkenin halkına ülkeyi kurtarma vaatleri vermekte ve bu siyasi parti bir çok milliyetçi partinin tabanının oylarını 3 aylık TV reklamı sayesinde toplayabilmektedir. Bu da göstermektedir ki milliyetçi partilerin tabanı bilinçsiz oylardan oluşmaktadır. Son genel seçimleri göz önüne alıp hangi ideolojinin ne kadar oy aldığına baktığımızda kıllarımızın diken diken olmaması için bir sebep var mıdır?
Dinini bilmeyen insanların (iddia ediyorum Türkiye’deki halkın %99.9 u kendi dinini bilmiyor. İster Hıristiyan ister Müslüman isterse de başka bir dinden olsun.) oyları: yaklaşık %40
Bilimsellikten uzak, milletin tanımını dahi bilmeyen insanların( geçtiğimiz yıllarda onlarca Nobel ödüllü bilim adamının açıklamasına göre ırk diye bir şey yoktur.) oyları: yaklaşık olarak %20
‘Arada kalmış partilere’ (içinizden onlara opportunist diyenler çıkabilir) oy veren insanların oyları: yaklaşık olarak % 35
Geriye kalan %5 lik kesim ise sosyalist ve bağımsız adaylara oy veren insanlardan oluşmaktadır.
Tabii hiç oy vermeyen muazzam bir çoğunluk bu yüzde içerisine katılmamıştır. Ve şunu da eklemeliyim ki oy oranları üç aşağı beş yukarı olabilir. Ama netice itibariyle halkın çok büyük bir kısmı neden oy verdiğini dahi bilmiyor. Bu arada belirtmeliyim ki çevremdeki bir çok kişi belediye seçimlerinin arifesinde olduğumuzu zannetmekteydi…
İçinde bulunduğumuz halkın çok büyük bir kesimi kültür emperyalizmi nedeniyle ‘ toplumsal bilinç’ kaybına uğratılmış, ülkenin bir bölümü batı taklidi düşüncelerin boyunduruğu altına girerken bir bölümü ortaçağ Arap yarımadasının düşüncelerinin esiri olmuştur. Milyonlarca insan tek bir insanın idamı için kardeşliğe kurşun sıkanlara, binlerce gencin ölümünden sorumlu bir partiye oyunu vermektedir. Ülkede ki cehalet o kadar korkutucu boyutlara ulaşmıştır ki bir insanın kendisine komünist demesi karşısındaki insana küfür gibi gelmektedir. İçinde bulunduğumuz ülke içerisinde 100 bin civarında yatır, şeyh, ermiş, hoca türbesi vb. vardır. Milyonlarca kadının başı ( İslam’da aslında olmayan, yüzyıllar içerisinde Hıristiyanlıktan İslam’a geçmiş olan) ‘sıkma baş biçimi’ ile saçın üzerini bir bez yardımıyla örtme, yani modern anlamda türbanla kapatılmış yani milyonlarca kadınımız, kızımız ‘kılperestliğe’ mahkum bırakılmıştır. 1923- 1942 küçük burjuva devrimlerinin izi Anadolu’dan kesin bir şekilde silinmiştir. Üstelik bunları yapan yerli işbirlikçiler, yani başbuğlar, dini liderler, şeyhler hocalar şu anda küçük burjuva devrimlerinin önderi M. Kemal’in sözlerinden bazılarını kendi çıkarlarına alet edebilmektedir. Ve asker-sivil aydın geçinen zümre ABD uşağı satılmış generallerden, (bırakın halk yararına çalışmayı küçük burjuvayı bile düşünmeyen bu generallerden) ülke yararına olacağını zannettikleri muhtıra, darbe gibi şeyleri beklemektedirler. Ama alacakları sadece hava olacaktır.
Bir sosyalist için iç karartıcı bir tespitler zinciri çizdiğim için özür dilerim. Eğer herhangi bir konuda şevkinizi kırdıysam affınıza sığınıyorum. Ama ne yazık ki durum böyle bir vaziyettedir. Her şeye rağmen yinede nihai zaferimize, yani bilgeliğin ve bilginin zaferine olan inancımızı yitirmeyelim kardeşlerim. Evrim, basamaklarında devrime de elbet yer vardır.
21 temmuz 2007
Konya/Ereğli.
_________________Taner Eroğlu____________________
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder