Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

17 Temmuz 2007 Salı

SİZCE KAÇ KİŞİLİKTİR AŞK ?


SİZCE KAÇ KİŞİLİKTİR AŞK ?



Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm sorulardan bir tanesi: Aşk kaç kişiliktir? Ve bu sorunun içinden çıkan sorucuklar: Bir insan birden fazla kişiye aşık olamaz mı? Birisine aşıkken başka birisine de aşık olduğumuzu hissetmek ilk aşık olduğumuz kişiye ihanet midir? Ya da aşk nedir? Gerçekten aşık olabiliyor muyuz, yoksa sadece aşık olduğumuzu mu sanıyoruz hormonlarımıza aldanıp? Bu soruları çoğaltabiliriz tabi ama benim yazmak ve tartışmak istediğim asıl soru aşkın kaç kişilik olduğu?

Aşkı söyle tarif ediyordum küçükken: sevdiğinin gözlerine baktığında kendini görebilmek o gözlerde. Büyüdükçe sorgulamaya, sorguladıkça değişmeye başladım. Gerçekten sadece ben mi vardım o gözelerde? Gerçekten sadece benim sevdiğim miydi o, yada gerçekten sadece benimi seviyordu o? Küçükken bu sorular aklımın ucundan bile geçmiyordu. Sadece benim onu sevdiğimi, onunda sadece beni sevdiğini düşünüyordum. Oysa şimdi bu sorularının hepsine HAYIR diyorum özgürce. Çünkü bir insanin ayni anda birden çok kişiye aşık olabileceğini düşünüyorum. Bu konuya dinci, erkek egemen feodal toplumların gözüyle bakılmaması gerektiğini de belirtmem gerekiyor galiba. Böyle toplumlarda sadece erkeğin çok eşliliği söz konusudur ve aşk diye bir şeyin önemi yoktur. Önemli olan tek şey kadının doğurganlığıdır. Benim anlatmak istediğim şey ise çok farklı. Hem kadının hem de erkeğin birden çok kişiye aşık olabilmesidir.

Aşkın Diyalektiği kitabında Afşar Timuçin şöyle diyor “Sanatın temel özelliği heyecanlar yaşamaktır. Aşk bir duygu değil bir sanattır. Güçlü bir insan etkinliğidir.” Şimdi bir sanatçının bir kere heyecan yaşadığını söyleyebilir miyiz? Yada sadece bir kere heyecan yaşamış birisine sanatçı diyebilir miyiz? Tabi ki hayır.sanatçı her sanat yapıtını yaparken farklı heyecanlar yaşar, her yapıtına aşık olur. Eğer aşkta bir duygu değil de bir sanatsa, sadece bir kişi için heyecanlanmamız mümkün mü ? Başka birisi için heyecanlandığımız zaman ilk heyecanlandığımız kişiye olan heyecanımızı yitirmemiz mümkün mü? Bence mümkün değil. Çünkü nasıl bir sanat yapıtına bakıp heyecanlanırken, yanındaki başka bir sanat yapıtına bakmakta bizi heyecanlandırıyorsa, bir kişiye aşıkken başka bir kişiye de aşık olabiliriz.

Evliliklerin sadece çiftlerin cinsel yaşantılarını etraflarındaki insanların gözünde meşrulaştırmak için yapıldığı bir zaman ve ortamda cinsel bastırılmışlığında aşkın özgürce yaşanamamasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Toplumun bu konuda katı kuralları vardır. Eğer evliysen sadece eşine aşık olabilirsin. Çünkü sadece onla cinselliği yaşayabilirsin. Başka birisiyle yaşarsan toplum tarafından dışlanırsın. Oysa en çok hayvanlaştığımız an değil midir cinsel birleşme anı. Bin yıllar önce duvarlara yapılan resimler göstermez mi bize cinselliği hayvanlardan öğrendiğimizi. İşte burada bence her insanın içinde birazcık anarşist ruh olması gerekliliğinden bahsedebiliriz. Cinselliğin yol açtığı diğer bir sorunda, insanlarda aşk sanrıları yaratmasıdır. Cinsel açıdan bize çok çekici gelen kadının yada erkeğin cinsel çekiciliğini bilinçaltımıza atarak, o kişinin düşüncelerini çok beğendiğimizi, o kişiye çılgınca aşık olduğumuzu sanarız. Oysa o sanrıların altında yatan şey düşünceler veya aşk değil cinselliktir.

İlişkileri o kadar hastalıklı yaşamaya başladık ki , hiçbir şeyi, sevgiyi, aşkı bile göremeyecek kadar kör ediyor bu hastalıklı ilişkiler bizi. Bağlanmak diye bir şey tutturmuşuz. Aşık olmak için karşımızdaki kişiye bağlanmamız gerektiğine inanıyoruz. Tabi o kişiden başka hiç kimseye aşık olmamamız gerektiğini düşünüyoruz. Sevmeden, aşk olmadan bağlanıyoruz çoğu zaman, sevdiğimizi, aşık olduğumuzu sanarak. Daha sonra başka birisine aşık olduğumuzu hissettiğimizde ise, çelik bir kapı gibi önümüze çıkıyor bağımlılığın zorunlulukları. Sen zaten aşıksın, nerden çıktı şimdi bu aşk diyor. Kapıyı zorlamadan dönüp gitmek kalıyor bize de. Öyle bir bağlanıyoruz ki, tıpkı hapishanelerin o hiç açılmamacasına birbirine bağlanan demir parmaklıkları gibi. Oysa güzel olan insanların birbirlerine tutunması değil midir bağlanmadan. Zamanı geldiğinde çekip gitmektir tabi, tutunduğumuz şeyin demir parmaklık olmasına izin vermeden. Kendimize de, aşık olduğumuz kişi yada kişilere de zarar vermemenin yolu bumudur acaba?

Günümüzde hızla büyüyen kapitalizmin sahip olma duygusunu giderek güçlendirdiği yadsınamaz bir gerçektir. İnsanlar daha fazla mülk sahibi olmak, hatta birbirlerinin bile sahibi olmak istiyorlar. Böyle bir dönemde hala mülksüzce, sahip olmadan , masumca birden çok kişiye aşık olmak mümkün mü? Bence mümkün. Ya sizce?

H. Can Gürbüz Mersin Üni. Psikoloji 2.

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: