MERSİN YÖK TİPİ ÜNİVERSİTESİ
Gençliğin baharında, önümüzde uzanan hayatı düşünürken, daha perde açılmadan bir tiyatro salonunda bekleşen çocuklara benzeriz, keyfimiz yerinde oturmaktayızdır. Koltuklarımızda oyunun başlamasını büyük bir hevesle beklemekteyizdir. Neler olup biteceğini henüz bilmiyor oluşumuz büyük bir şanstır. Önceden görebilseydik, öyle zamanlar olacaktı ki birer mahkumu andıracaktı o çocuklar, ölüme değil hayata mahkum olmuş, ama giydikleri hükmün ne anlama geldiğinden bir haber kimseleri. (SCHOPENHAVER)
Ve oyun başlar hayata mahkum edilmiş çocuklar için. Giydikleri hükmünde ne anlama geldiğini bilmektedirler. Aslında doğduğumuzdan beri biliyoruz mahkum olduğumuzu.Tıpkı Jose Saramago’nun KÖRLÜK romanında söylediği şu sözler gibi: “ Ölmeye yazgılı olduğumuzu doğduğumuzdan beri biliyoruz. Bu yüzden bir bakıma her birimiz ölü doğmuş sayılırız.” İşte böyledir bizim mahkumluğumuzda. Mahkum olduğumuzu doğduğumuzdan beri bilmekteyiz. Bir çok şeye mahkum edilmişizdir hayatta. Bazen anne babamıza, bazen köylere şehirlere, bazen oks öss’ye, bazen kitaplara okullara, bazen rektöre polise… Kısacası hayata mahkum edilmişizdir. O zaman hayat mıdır güzel olan, yoksa ölüm mü? Nerden bilelim. Ölmemişiz ki hiç. Ölüm her duygunun kısılması, sönmesiyse der Sokrates, deliksiz, düşsüz bir uykuya benzer bir uyku ise ne eşsiz kazançtır ölüm. Deliksiz, kabussuz bir uyku görmemişiz ki hiç. Yinede yaşıyoruz işte mahkum edildiğimiz hayata inat.
En son MERSİN ÜNİVERSİTESİ, POLİS ve YÖK işbirliği mahkum etti bizi hayata. Aralık ayında eli satırlı, bıçaklı, SAFKAN TÜRK, anti Kürtçü, anti küpeci, anti mini etekçi, ülkücü gençlik okula bir saldırı düzenlemişti. Bu olayları protesto etmek ve kamu oyuna duyurmak isteyen 400 çocuğa ise polis müdahale etti ve 76 çocuğu göz altına aldı. 13 çocuk 3 ay tutuklu kaldı. Oysa bu çocukların tek derdi ÖZGÜR olabilmekti. Çünkü onlar Ursula’nın söylediği gibi: “Sorumluluğumuz bizim özgürlüğümüzdür” demişlerdi bir kere. Sorumlulukları vardı onların. Yapılan haksızlıklara boyun eğmemek sorumluluklarıydı onların, parasız, bilimsel ana dilde eğitim istemek sorumluluklarıydı onların, yapılan saldırılara sessiz kalmamak, rektörlüğün haksız uygulamalarına hayır demek sorumluluklarıydı onların. Yoksa nasıl özgür olabilirlerdi ki! Gerçi mahkum edilmişlerdi hayata bir kere. Özgürlükte nerden çıktı? Bende bilmiyorum.
Okul kapanalı 17 gün olmuş, çocuklar memleketlerine henüz gitmişlerdi ki, rektörlük zarflara Barış Manço’nun o meşhur şarkısını koyup gönderiverdi. Kara haber tez duyulur, unutur mu sizi rektör. Okulun bu özgür çocuklara açtığı soruşturmalar sonuçlandı. 40 çocuk yüksek öğrenimden men cezası ile, 30 çocuk 2 dönemle 1 dönem arasında değişen cezalarla cezalandırıldı. Ne hikmetse bana verilen 1 aylık uzaklaştırma cezası hafifletilerek kınamaya çevrilivermiş. Hafif mi görüyorlar beni ne! Geriye kalanlarda unutulmadı tabi. Uyarılar, kınamalarda onlara gönderildi. Yaşasın bir sürü ödül aldık yine.Harç paralarının, kitap paralarının, yurt paralarının içinde boğulurken, bir de mahkeme parası ödülüne boğulduk şimdi. O kadar emek vererek geldiğimiz okula dönebilmemiz için mahkemeye başvurmamız, mahkemeye başvurabilmemiz içinde para bulmamız gerek şimdi. Tabi her şeyden önce memleketlerimizden Mersin’e gidebilmek için yol parası bulmamız gerek şimdi.
MERSİN ÜNİVERSİTESİ, YÖK ve POLİS birlikte bir kıyım yaparak bizleri okuldan attı, uzaklaştırdı, uyardı, kınadı. Anayasal bir hak olan EĞİTİM HAKKIMIZ engellendi. Üniversite gibi bir ortamda böyle anti demokratik bir uygulamanın gerçekliğine inanmak istemiyor insan, ama gerçek olan bu. “Gerçek seni özgür kılar” diyor Freud. Eğer gerçek okuldan atılmak, uzaklaştırılmak, uyarılmak, kınanmaksa özgürlük bunun neresinde? Şimdi bu gerçekliğin farkında olarak özgürüm mü demeliyim, yoksa mahkumum mu demeliyim bilmiyorum ama ister özgür olayım ister mahkum… şimdi bağırmalıyım avazım çıktığınca:
EĞİTİM HAKKIMIZ ENGELLENEMEZ!.
H. Can Gürbüz\ Mersin Üniversitesi Psikoloji 2? hcgurbuz.psiko@gmail.com
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder