KÜRESEL CUKKALAMA

Geçtiğimiz haftalarda küresel ısınmaya ve çevre kirliliğine dikkat çekmek için dünyanın 8 kentinde Live Earth konserleri düzenlendi.
İşin garip yönü bu konserleri düzenleyenler, tertipleyenler dünyayı yerle bir eden, her ülkeye aç gözlülükle saldıran (yatırım yapan), yakıp, yıkan, yok eden ve çevreyi kirleten kapitalistler tarafından düzenlenmiş olmasıydı. Tamamen kâr etmek ve sermayesine sermaye katmaya çalışan bir sistem niye kendi “kendi aleyhine” olan bir organizasyonu düzenliyor, propagandasını yapıyor. Hal böyle iken konserlerdeki müziğin büyüsüne kapılmamak, durup düşünmek, fotoğrafa farklı açılardan bakmak gerekiyor.
Bugün çevre sorunu dünyanın en önemli sorunlarından birisi. Artık etkilerini birebir hissediyoruz. Eriyen buzullar, sel felaketleri, mevsimlerin zamanını şaşırması, su kaynaklarının kirlenmesi bunlardan birkaçı. Dünyadaki birçok kişi bu felaketlerin çevreyi kirleten şirketler ve bu şirketlere destek veren devletler tarafından yapıldığını biliyor ve tepkilerini gösteriyorlar. Dünya solunun en önemli muhalefet ve toplumsal hareketleri örgütlediği alanlarından birisi çevre sorunu. Muhalif hareketler çevre sorunları üzerinden vahşi kapitalizmin ipliğini pazara çıkarıyor. Bu hareketler sonucunda şirketlerin ve devletlerin kirli yüzleri ve ilişkileri açığa çıkarılarak birçok ülkede kazanımlar elde edildi. Örneğin ülkemizde siyanürlü altına karşı direnen Bergama’lı köylüler politik anlamda büyük başarı kazandı ve destek gördü. Ülke halkını bilinçlendirdi ve kamuoyu yaratarak yargının kararlarında etkili oldu. Tekeller, hükümetler, devletler çevre hareketleriyle teşhir edildiler, sermaye kaybının yanında büyük prestij kaybına da uğradılar.
Artık buna dur deme zamanı gelmişti. Bunun için popüler kültürün kuşkusuz en önemli aracı müzik ve aslında çevre sorunu karşısında ne kadar duyarlı olduğunu belirtmek için araçlar geliştirilerek, iletişim kanalları aracılığıyla yoğun bir propagandaya tutuluyoruz. Öyle bir durum yaratıldı ki sanki bu çevre sorunun nedeni tek tek bireylerin neden olduğu bir sorunmuş gibi gösterildi. “Lambalarınızı açık bırakmayın”, “musluklarınızı kısın”, “televizyonunuzu güç kaynağı düğmesinden kapatın”. O kadar ileri gittiler ki üniversitedeki akademisyenleride parayla satın alıp akıllara ziyan teorilerle pardon safsatalarla zihinleri bulandırıp kontrol altına almaya başladılar. Sera gazının artmasının en büyük nedeni olarak gaz çıkaran inekler gösterildi. Evet, suçlular tek tek tespit edildi: lambayı açık bırakan kardeşim, traş olan babam ve gaz çıkaran ineğimiz tüm bu felaketlerin nedeniydi.(Acaba şimdi ortalığa yayılan bu kesif kokunun nedeni kim?)

Live Earth konserleri ve her gün haber bültenlerinde yayınlanan haberlerle toplumsal histeri yaratıldı. Dedikodu yapan teyzelerimiz bile laf aralarında “Aman fazla elektrik yakmayalım, bak sular akmıyor, ortalık cayır cayır yanıyor” demeye başladılar bile. İdeolojik söylem itibariyle insan zihni ve duyguları yönlendirilip yine insanın mahvolmasına neden olunuyor.
Yalnızca Buzullar Değil, Cebimizdeki Parada Eriyor
Şirketler ve devletler bu politikayla sadece kaybolan imajını değil aynı zamanda kaybettiği sermayeyi kazanmaya çalışıyor. Yani sadece buzullar değil, cebimizdeki parada eriyecek. Çok ciddi bir plan ve stratejiyle hareket ediyorlar. Bu konserleri düzenleyelerden çevre sorunu hakkında seminer verenlerden biri eski ABD başkanı Clinton’un yardımcısı Al Gore. Dünyanın en büyük petrol şirketlerinden birinin ortaklarından olan Al Gore niye ilk başta kendi aleyhine gibi gözüken böyle bir organizasyonun içinde yer alıyor. ABD ve AB burjuvazisi geleneksel enerji kaynaklarının yanında yeni enerji kaynaklarını da kullanıyor. Tüm bunlara rağmen dünyayı en çok kirletenler ve enerji kaynaklarını sömürenler yine batılı kapitalist ülkeler. Bu süreç ikili işliyor. Çevre kirliliğinden etkilenen batılı ülkeler bazı eski enerji kaynaklarından kısmende olsa vazgeçiyor ve gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkelerine pazarlamaya çalışıyor. Türkiye kurmak istediği nükleer santralleri Almanya’dan almaya çalışıyor. Üstelik bu santraller eski nesil santraller. Yani tehlike riski daha fazla olacak.

Kapitalizm bu strateji değişikliğiyle yeni pazarlarda yaratmayı amaçlıyor. Yeni nesil ampuller, suyu az harcayan musluklar, çevreye zarar vermeyen maddeler, giysiler, yiyecekler, evler vs. bu tür ürünler şu anda da mevcut, yaratılan bu havayla kitlelerin nasıl etkileneceğini düşünün. Milyarlarca insan kullandığı ürünleri değiştirmeye çalışacak ve buna zorlanacak. Veba salgını gibi toplumun kodlarına işlenerek bir tüketim çılgınlığı ve güdülenlemeler oluşturuluyor. Kazanan yine kapitalizm ve kaybeden yine biz olacağız. Dünya vitesi sona takarak daha hızlı bir şekilde kirlenecek.
Çevre sorunu çevreyi kirleten, dünyayı savaş alanına çeviren, sömüren devletlerin, hükümetlerin, şirketlerin ve sivil toplumcu hareketlerin aracılığıyla çözülemez. Bu insanı ve doğayı merkezine alan bir ideolojik, politik hatla çözülür._FIRAT ERDOĞAN_
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder