Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

12 Ağustos 2007 Pazar

OLMAYACAK DUAYA AMİN DENİRSE?


OLMAYACAK DUAYA AMİN DENİRSE?

“Dün İstanbul de Gaziosmanpaşa'ın Boğazköy beldesinde yağmur için dua edildi. Boğazköy Sinop Durağanlılar Derneği'nin organizasyonuyla düzenlenen yağmur duası için Kırmızıtepe'ye çıkıldı. Programa göre, yağmur duası öğle namazınının ardından yapılacaktı. Ancak yağmur atıştırmaya başlayınca, dua da öğle namazının önüne alındı. İmam da yağmur duasını şemsiye altında yapıldı.” Bu haber 06.08.2007 tarihinde tüm tv ve gazetelerdeki Ahmet Türk ve Devlet Bahçeli’nin tokalaşması kadar ilgi çekici bir haberden biriydi.Kimileri haberin ardından bu durumdan siyasi bir vaziyet çıkartarak şeriat tehlikesi çığlığını yükseltmeye çalışt.Diğer bir kesim ise Ankarada ki su kesintilerini de yanına yedekleyerek Melih Gökçe’ği suçlama suretiyle durumu siyasal bir zemine soktu.Diyeceksiniz ki bir meselenin siyasal zeminde çözümü genellikle daha iyi olmaz mı ?Doğrudur. Olur fakat siyasal denilen alan pekala siyasal değilse ne yapmak lazım diye sorsam beni maruz görmezsiniz umarım. Doğa ve çevre meselelerindeki siyasal bir çözüm aslında ne salt yerel yönetim uygulamalarına nede tinsel olgulara bağlanabilir.Mesele su sıkıntısından öte özelde ülkede genelde de dünya ölçeğinde bir ekoloji sorunudur.

Yeri gelmişken belirteyim ;yukarıdaki parağrafın sonlarına doğru biyokimya dersinde bahsedilen termodinamik kuramının 2. yasası aklıma geldi.Yasaya göre entropi bir sistemdeki düzensizliği belirtir.Bu düzensizlik öyle dir ki yanı zamanda da düzen dir.Anlatılmak isteneni kimileri cömertce”biz doğa ya ne yaparsak yapalım çevre ile sistemin düzensizlik değişiminin toplamı sıfır olacağından doğal kaynakların yok olmasının olanaklı omadığı” na yormakta.Fakat durumun ekolojik tahribatla daha farklı kavramlar olduğunu anlamak için ayrıntıdaki şeytanı aramak biraz yersiz olur. Bu yüzden dir ki üzerinde yaşadığımız evrenin doğa şartlarını irdelerken enerjiyle ilgili bir kuram olan bu yasayı temel almak bilimsel bir ahmaklıktır.

Dünyanın 2/3 ü suyla kaplı olmasına rağmen susuzluğun artmasında tezatlık görünümü olsada her şey aslında olağan(dışı).Dünyanın 2/3 yani %70civarında su bulunuyor fakat bu oranın nerdeyse %90 ı tuzlu sudan oluşmakta.geri kalan az miktardaki kullanılabilir su miktarının ise büyük çoğunluğuda kutuplarda bulunmakta. Brezilya, 8 trilyon 233 metreküp yenilenebilir su kaynağıyla dünyada birinci sırayı almakta. Brezilya'yı 4 trilyon 507 milyar metreküp ile Rusya, 3 trilyon 51 milyar ile ABD, 2 trilyon 902 milyar ile Kanada, 2 trilyon 838 milyar ile Endonezya, 2 trilyon 830 milyar ile Çin, 2 trilyon 132 milyar metreküp ile Kolombiya takip ediyor. Peru ile Hindistan 2 trilyon metreküpe yakın, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Venezuela, Bangladeş ve Myanmar (Birmanya) ise 1 trilyon metreküpün üzerinde tatlı su kaynağına sahip.Türkiye de ise sadece 214 milyar metreküp yıllık tatlısu kaynağı bulunmakta.

Bir insanın gfünlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli su miktarı BM tarafında 50 lt olarak hesaplanmış fakat budurum bazı ülkelerde daha fazla olsada Güney Afrika gibi ülkelerde 10 lt nin altına da düşmektedir.Son günlerde ise devletin su işletmesine yatırım yapamamasından dolayı özelleştirilen su işletmeleri yüzündeden 5 lt renin bile altında bir rakamla su kaynaklarından yararlanan insanların varlığı da azımsanmıyacak kadardır .Gelelim Türkiyeye.Memlekette durum nedir? ATO başkanının yayınlamış olduğu su raporuna göre Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yıllık 1.642 metreküp VE bu durumun 2030 larda bu rakamın 700 metreküplerin altına düşeceği hesaplanmakta.Kısa bi matematik işleminden sonra ise bir insanın günlük kullanabileceği su miktarının ise 2.7 metrekare olacağı görülmektedir ki bu miktar bir insanın asgari temizlik,yıkanma,içme,gıda da kullanma eylemlerine çok yetersiz kalacaktır.Yani insanların gelecekte susuz kalacağı aşinadır.Bunun neden lerinden en büyüğü ise gelmiş geçmiş ve şuan ki hükümetlerin gölleri ve bataklıkları tarım arazisi yapmak amacıyla kurutması dır .Göller bölgesinde nerdeyse göl kalmamıştır.

Çok kısa olarak özetlemek gerekirse :Hal böyleyken;biryandan kullanılabilir su miktarı azalırken diğer yandan 80 milyon birey dünyaya geliyor.Bir yandan suyun özelleştirilmesinde umut ararken bu özelleştirmeden kaynaklı sudan faydalanamayan insanlar artıyor………Bu da yetmiyormuş gibi sanayi ve evsel atıklarda denizlerde biyolojik çeşitliliği ve türlerin yaşama olanağını yok e derken tatlı sularda ise kullanılabilirliği azaltıyor. Yani dünya bir yıkımın eşiğinde duruyor.Bunu ne imam nede dua kurtarabilir.

Son söz yerine:”ne varki kendimizi insanın doğaya karşı zaferinin öyküsüyle pohpohlamayalım.Çünkü,bu türden her zaferdedoğa bizden öcünü alır.Her zaferin başlangıçta beklediğimiz sonuçları getirdiği doğrudur,fakat ikinci-üçüncü adımlarda tümüyle farklı önceden görülmemiş etkiler çoğu kez ilk adımın sonuçlarını iptal etmek için ortaya çıkar” F.ENGELS


____ALİ OSMAN ADIGÜZEL- OSMAN BAYCAN____

Kaynaklar:
*radikal gazetesi
*cnn türk haber kanal
“ato başkanı
“temel demirer-sibel özbudun
*Ahmet alim
* “WHO” yaınları ve istatistikleri
*F.Engels marksın ekolojisiçev:e.özkaya.yay:2001
*milliyet gazetesi

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: