Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

1 Ağustos 2007 Çarşamba

FÜHRER

FÜHRER

‘’insanlığın bir gün büyük mücadelelere neden olacağı kuşkusuzdur. Sonunda var olma içgüdüsü galip çıkacaktır. Budalalık, korkaklık ve kendini beğenmişlikten oluşan insanlık bu içgüdü karşısında eriyip gidecektir .’’

Hitler’in başarısı ’büyüleme gücünden’ veya söz söyleme ustalığından çok enerjisini, duygularını saklayabilmesi ve yerine göre kurnaz ve uzlaşmacı, yerine göre sert davranabilmesine imkân veren içgüdüsüyle açıklanabilir. Hitler, yığınları eyleme çağıran, basite indirilmiş düşüncelere başvurdu. Özellikle alman ırkının üstünlüğü inancı üzerinde durdu ve kaderin kendine, Germenlere özledikleri hâkimiyeti sağlamak görevini verdiğini ileri sürdü. Sonsuz gururu, çılgınca tutkusu, nasyonal-sosyalizm doktrininde şekillendi.
Atlardan, mikroplardan ve ay ışığından korkan, heyecanlandığı zaman küçük parmağını emen; yaratmayı ve yok etmeyi büyük bir arzuyla isteyen; masum insanların katledilmesini emrettiği halde , ıstakozların pişirilmesinden büyük rahatsızlık duyan; bir yandan kendini insanların gerçek mesihi ilan edip genelde herhangi bir fikri olmadan, İsa’nın en bilinen sözlerini tekrar eden, bir yandan da kendisinden aşağılık bir adam olarak bahseden ve kurtlardan çok etkilenen bir diktatör. Hiçbir kadına bağlı kalamayan ve sevgilisinin ruj izine bakıp ‘Bir gün bunlar da ölü askerlerin bedenlerinden yapılacak’ diyebilen bir savaş yanlısı.

Counteractive narcism

2. Dünya savaşı esnasında Atlantik ötesinde beton bir sığınakta savaşı idare eden Hitler’in psikolojik yapısının mercek altına alınmasıyla varılan sonuç ‘counteractive narcism’ olmuştu. Yani; gerçek ya da hayali bir hareket, ezilme ya da aşağılanma ile dürtülenen bir kişilik. Eleştiriye tahammülü yoktu, asla yanındakileri takdir etmiyor, sürekli onları aşağılıyor veya suçluyordu . İntikam duyguları ile hareket ediyor, mağlubiyet karşısında kararlılık gösteriyordu. Geçmişte sürekli ezilmiş olmak, narsist patlama olarak tepkiye dönüşüyordu.
Hitler’e göre her felsefi düşünce - dini veya siyasi - karşı düşünceleri yok etmek için mücadeleye girişmekten çok, kendi görüşlerini kabul ettirmek için çaba harcar. Mücadele bir savunma olmak yerine bir saldırı niteliğindedir ve hedefinin belirli olması onun için bir üstünlük olur çünkü hedef onun düşüncelerinin zaferini temsil eder.


Marksizm tehdidi !!!

Marksizmi bir veba mikrobu ve insanlığın yok edilmesiyle son bulacak bir ‘doktrin’ olarak tanımlar. ‘Asıl ve kesin amacı Yahudi olmayan bütün devletleri yıkmaktan oluşan Marksizm, avucunun içine aldığı alman işçisinin 1924 Temmuz’unda uyandığını ve vatanın hizmetine koştuğunu dehşet içinde gördü’ şeklinde yazar otobiyografisi olan Kavgam (Mein Kampf) adlı kitabında. Aynı anda ‘Düşünceyi silahla yok etmek ve vahşi güçlerin kullanılmasıyla felsefi fikirlerle mücadele etmek mümkün müdür? ’ sorusunu defalarca kendine soran Nazi diktatörü, sonunda şu fikre varmıştır : ‘Felsefi görüşler ve düşünceler, belli manevi değerlerden doğan hareketler, ister doğru, ister yanlış olsunlar, bir zaman sonra artık yalnız bir şartla maddi güç tarafından yok edilebilir : bu maddi güç, yeni bir ışık saçan yeni bir felsefi görüşün veya düşüncenin hizmetinde olmalıdır.’

Asıl itibariyle Marksizm ve milletler arası komünizmin tehditlerine karşı kurulan Nazi diktatörlüğünün önderi (Führer) , önceden, doğru ve namuslu insanlara zarar verdiği ve kendi keyiflerince, canlarının istediği gibi politika yaptıkları için bütün siyaset adamlarından tiksindiğini söyleyen bir vatandaştı.

Propaganda …

Marksist ve sosyalist örgütlerin propagandayı iyi bildiklerini ve son derece ustaca kullandıklarını gören Hitler, çalışmalarını ‘Propaganda, gerekliliği ve zorunluluğu oluşturmadığı için, afişlerde olduğu gibi, çoğunluğun dikkatini çekmelidir, bilimsel bilgi sahibi olanlara ya da bu bilgiyi edinmek isteyenlere hitap etmemelidir. Her zaman duygulara ve pek az da akla seslenmelidir. Propaganda halkın en düşük düzeydeki bireyin bile ne demek istediğini anlayabileceği bir şekilde olmalıdır’ doğrultusunda gerçekleştirmiştir.

Üstün ırk

Ülkedeki bütün aksaklıkların nedeni olarak Yahudileri ve Çingeneler gibi bazı azınlıkları gösteriyor, Alman ırkının üstün ırk olduğunu söylüyordu. Bütün bir Alman halkını da bunlara inandırmayı başardı ve tarihin en büyük soykırım faaliyetine girişti. Bütün Yahudileri toplama kamplarında topladı. Çalışabilecek durumda olanlar ayrıldıktan sonra diğerleri gaz odalarında öldürülüp, fırınlarda yakıldılar. (bu faaliyetler sadece Almanya’da değil, daha sonra işgal edilen bütün ülkelerde de gerçekleştirildi.) Bu şekilde tüm Avrupa’da yaklaşık olarak 5,5 milyon Yahudi ve yarım milyon Çingene öldürüldü. Alman ırkını iyileştirmek adına, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle öldürülmüştür.

Auschwitz-Birkenau’ya ( nasyonal sosyalizm döneminde kurulmuş en büyük Alman toplama kampı) tüm Avrupa’dan 1,3 milyon insan yerleştirilmiştir. Bunların, 1 milyonu Yahudi olmak üzere, Roman, homoseksüeller gibi Nazilerin düşman ilan ettikleri 1,1 milyonunun öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Yaklaşık 900.000 kişi, kampa geldikleri anda doğrudan gaz odalarına gönderilmiş ya da vurularak öldürülmüştür. Kalan 200.000 kişi, hastalık, eksik beslenme, kötü muamele, tıbbi deneyler nedeniyle ve daha sonra gönderildikleri gaz odalarında ölmüştür.

‘Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken, Yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir anti-seminist (Yahudi düşmanı) olmaya karar verdim’ diye açıklar ırkçılığını.

Büyük Önder

‘İçerdeki düşman sürüleri yok edilmedikçe ve karakteri yaradılış itibariyle bozuk olan ve otuz altın karşılığında her şeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumu temizlenmedikçe, hiçbir şekilde ilerleme yaşanamaz’ politikası üzerine kurulu olan aşırı sağcı Alman İşçi Partisi’ne katıldı. İnsanları örgütleme, milliyetçiliği yayma ve propaganda başarısından dolayı 2 yıl sonra parti başına geçerek partiye ‘Alman Nasyonal-Sosyalist İşçi Partisi’ (nsdap) adını verdi. Taraftarlarına kısaca ‘Nazi’ adını verdi. Kendine de taraftarları, rehber anlamına gelen ‘Führer’ lakabını verdiler. Alman vatandaşlığının yalnız alman kanını taşıyanlara verilmesinin gerektiği programın temel maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder.

Nsdap başına geçtikten sonra Hitler’in parti amblemi olarak kullanmaya başladığı Svastika (gamalı haç) , tarih öncesi dönemlerden kalma bir semboldür. Sanskritçe’’de ‘iyi olmak, mutlu ve sağlıklı olmak’ anlamına gelir. Svastika'nın dört kolu, dört kozmik gücü (ateş, su, hava, toprak) simgelemektedir.


image hosted by ImageVenue.com svastika ve nazi amblemi image hosted by ImageVenue.com

Derhal faaliyete geçerek Münih’teki yerel yönetimi silahlı olarak ele geçirme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması ve 8 ay hapis cezası alması, Hitler’i iktidara seçim yoluyla gelmesi gerektiği sonucuna ulaştırmıştır.1932’de nsdap olarak katılacağı ilk seçimlere kadar olan süreçte Hitler, parti propagandası ve organizasyonunu geniş halk kitlelerini etkileyebilecek şekilde geliştirdi ; öyle ki hükümetin iç ve dış politikadaki başarısızlıkları ve ekonomik bunalım üzerine politikalar geliştiren nsdap, 1932 seçimlerinde SDP’den (sosyal demokratik parti) sonra, ülkenin 2. büyük partisi haline gelmişti. Hitler’in oyları Katoliklerden çok Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölge ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi. 1932 de toplam oyların % 37sini alarak parlamentoda çoğunluğu sağlayamamakla birlikte, en çok sandalye sayısına sahip partiydi.

1933’te savunduğu politik görüşün olumsuz etkisini politik dehasıyla (!) nötralize edebilen Hitler, ‘Şansölye’ ilan edildi. Aynı yıl içinde ‘Reichstag’ (Hitler iktidara geçene kadar Alman parlamentosunun toplandığı bina) yangınını gerçekleştirmiş, suçu kasten komünistlere atmış, rejimini mutlak diktatörlüğe yaklaştırmış ve karşıt ideolojilerden rakiplerini saf dışı ilan etmiştir. Zamanla tüm rakiplerini yok edip mutlak iktidarını sağladıktan sonra, öncelikli hedefi Almanya’yı Versay Antlaşması’nın boyunduruğundan kurtararak eski günlere kavuşturmak oldu.

1933 Ocak ayında komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir ‘devrimci durum’ yaratacakları ya da ülkede iç savaş çıkacağı konusundaki endişeler o kadar derinleşmişti ki, cumhurbaşkanı Paul von Hİndenburg, Hitler’i Katolik merkez partiyle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla başbakan atadı. Kısa süre içinde Hitler, Hindenburg’a anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi partisi ve milliyetçiler dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu. Yürütme ve yasama erklerini eline aldıktan hemen sonra diğer partileri yasakladı. Büyük bir propaganda faaliyeti yürüterek ve olağanüstü hitabet ve ve ikna kabiliyetini kullanarak bütün alman halkını Nazi bayrağı altında birleştirdi. Kendisini Almanların yanılmaz büyük lideri ilan etti ve halkı da buna inandırdı. Bundan sonra alman halkı ölümüne kadar büyük bir güvenle Hitler’in peşinden gitmiştir.

Kendine yetme ekonomisi

Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılını izleyen yıllardaki alman ekonomisinde gözlenen gelişmeler, çoğu kez Hitler’in olağanüstü başarısı olarak kabul edilir. İktidarın tüm kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından tüm sendikalar kapatılmış, tüm çalışanlar bir ‘işçi birliği’ çatısı altında toplanmış, işçi aidatları genel bütçeye aktarılmıştır. Nasyonal sosyalist ekonomi, tipik bir savaş ekonomisi idi. Bu ekonomi içinde iki temel hedef alınmıştı. Bunlardan biri istihdam, diğeri ise ekonomik büyüme idi. Nasyonal sosyalist ekonomi “kendine yetme” yi temel ilke edinmişti. Bu arada devlet yatırımları artırılmaya çabalanırken, özel girişim de özendirilmeye çabalanıyordu.

Bu ekonomi politikası ve özellikle silahlanma girişimleri, büyük iş çevrelerinin beklentilerini yanıtlarken, orta sınıf gitgide geride kalmaktaydı.



1938’de yapılan seçimlerde kullanılan oy pusulasında ‘Avusturya’nın Alman İmparatoru ile tekrar birleşmesini ve liderimiz Adolf Hitler’in partisine oy vermeyi kabul ediyor musun? ‘ diye soruluyor. Oy pusulasında ‘evet’ yuvarlağı ortada ve büyükçe, hayır yuvarlağı ise kenarda ve küçük bir şekilde yer alıyor.

Öncelikle dünyadaki tüm Almanları bir araya toplamak, sonra da tüm Avrupa’yı ele geçirmeyi hedefleyen Hitler, çoğu başarılı olan çeşitli mücadele, işgal ve zaferlerle devlet sınırlarını yeniden çizdi ve işbaşına getirdiği kukla hükümetler arasında işbirliği kurmaya çalıştı.

Hitler vs Stalin

1941’de Hitler’in Sovyetler Birliği’ne savaş ilan etmesiyle başlayan ve cephelerdeki başarısızlık ve Berlin’in istilasıyla devam eden 2. Dünya Savaşı esnasında başlayan yenilgilerle birlikte Nazi yönetimi de düşüşe geçmiştir. Yenilgiyi hiçbir zaman kabul edemeyen Hitler, sinir hastası olmuş ve zamanla bozulan düzene müdahale edemez olmuştu. Yenilginin kendinde yarattığı psikolojik bunalımdan kurtulamayarak, SSCB’nin Berlin istilasından 5 gün sonra 1 günlük eşi olan Eva Braun ile birlikte intihar etmiştir.

‘Teslim olmayacağız… Hayır, asla! Yok edilebiliriz; ama eğer bu gerçekleşirse de, dünyayı da beraberimizde sürükler, alevler içinde bırakırız. Onları yenemesek bile, dünyanın yarısını bizimle beraber yıkıma sürüklemeli ve kimsenin Almanya’ya karşı muzaffer olmasına izin vermemeliyiz. Başka bir 1928 daha olmayacak’

‘Bu devletin egemenleri, yaptığımız şeylerden dolayı bizi gönül rahatlığıyla mahkûm edebilir. Tarih, yüksek bir gerçeği ve daha yüksek bir hakkı yerine getiren bu tanrıça, günün birinde bu kararları yırtıp atacaktır ve bize ödetmek istedikleri suçlardan bizi arındıracak ve affedecektir’

OĞLUM NİHAL…

'Tanrı, yeryüzündeki bütün canlıları bir savaş içerisinde yaratmıştır. Her canlı türü, kendi türünden veya farklı türden bir canlıyla sıcak veya soğuk olarak savaş hâlindedir. Bu savaş, tabiatın dengesinin korunması bakımından çok önemlidir. Çünkü güçlü olanların çoğalması, zayıfların ortadan kalkmasına bağlıdır. Eğer bir canlı türü yaşamak istiyorsa, o canlı türünün güçlü bireyleri yükselmeli, zayıf bireyleri ise gitmelidir.’ Bu sözün sahibi faşizmin Türkiye ideoloji temsilcisi Nihal Atsız . Gençliğinde çok etkilendiği Hitler’in ( bknz. resim ) , ırkçı ideolojisindeki “Alman” sözcüğünü “Türk” yapmış , Hitler’in Yahudi karşıtlığına binaen de oğlu Yağmur’a vasiyetinde birçok ırk ve milleti düşman ilan etmiştir.

“ Yağmur Oğlum!

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı Yardımcın olsun !”


Başta Almanya olmak üzere tüm ülkelerde Hitler’in yürüttüğü propagandanın etkisinde kalanlarla birlikte faşizm de ideolojik ve pratik olarak dünya genelinde git gide daha da benimsenmekte ve içselleşmektedir . Hitler’in kendi ırkını diğer tüm ırklardan üstün tutma ve onları yok etme girişimi ( kısmen başarısı ) büyük bir başarı gibi düşünülmektedir . Vatan bölünmezliği ve millet bütünlüğü kavramları günümüzde de insanların uğruna savaştığı en büyük değerlerden biridir .

Milliyetçiliğin ve ırkçılığın olmadığı , tüm çeşitliliklerle bir bütün olarak yaşanılabilen savaşsız , sömürüsüz bir yaşam dileğiyle .


___Berna berna_ozgencil@hotmail.com ___



0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: