Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

14 Ağustos 2007 Salı

DOĞA KURTARICILARINI YANINA ALDI

DOĞA KURTARICILARINI YANINA ALDI

Nükleer santrallere sadece çevreyi korumak adına mı karşıyız sorusuna cevap ararken temel hareket noktamız Marksizm olmalı.Çünkü Marksizm bir ideoloji olmaktan öte bilim,felsefe ve politikadan oluşan bütünsel bir yapı olduğu için.Bilim zamansal ve mekansal olmayan kendi özgül nesnesine sahip bir faaliyet alanıdır.Nesnesi soyut gerçektir.Oysa ideoloji zamanlı ve mekanlı bir düşünsel pratik üretimdir,nesnesi somut gerçektir,zamana ve mekana duyarlı bir işlevselliğe sahiptir.Kendisini verili tarihsel dönemin siyasal ihtiyaçlarına göre ve verili coğrafyanın tarihsel,kültürel birikim ve çelişkilerini göz önünde bulundurarak kurar.Özetlemek gerekirse Marksizm de bilim ön planda iken kapitalizm de emek sömürüsüne dayalı bir üretim biçimiyle birlikte bu üretim biçiminin süreğenliğini sağlayacak bir ideolojik hat daha önemlidir.Bunun içindir ki egemenler dönemsel koşullara göre sayısız ideolojik hat çizmişlerdir.Şuanki ideolojik hatlardan biri de nükleer gücü yaygınlaştırarak bu gücü tekelinde tutmaktır.Meseleyi bu çerçevede ele aldığımızda ise bizler nükleer santrallere saly çevreyi korumak adına değil kapitalizmin değirmenine giden suyun önüne set çekmek için de karşı olmak durumundayız.
Yukarıda anlattığım nükleer santraller ve nükleer enerji meselesine hangi açılardan karşı olmak gerektiğine dair basit bir giriş değeri taşımakta.Bu giriş pekala her kez tarafından sayfalarca yazı kaleme alınarak tamamlanabilir bu yüzden meseleye ilişkin çok fazla detaya inmeyeceğim.(Elime kalemi aldığımda ilk tercih ettiğim genellikle teorik bir yazı yazmak olur.Bunu yaparken de Paris komününden,ekim devriminden hatta ilkel toplumdan örnekler vermeye bayılırım)Çünkü bu yazıda nükleer santrallerin memleketimizde kurulmasına karşı verilen mücadelede geçtiğimiz yıl Sinop”Nükleersiz yaşam kampı” nda yitirdiğimiz 3 karanfilden bahsedeceğim ve bu yazımı aynı kamp alanını paylaştığım bu üç yiğit insana;”ÖNER,SONER VE GÜNEŞ” e atfediyorum.
Sabahın ilk ışıkları vuruyor olsa gerekti.Çadırın içide gittikçe ısınıyordu,terlemeye başlıyordum.Soluduğum hava nemlendirmişti içeriyi.Nükleer santrallere,doğa ya ve memleket sorunlarına ilişkin Karadeniz in ıslık çalan rüzgarı ve karadan gürültücü çocukları andıran dalgaları eşliğinde yapılan sohbete sirayet eden sigara dumanından arta kalan nahoş bir tad dı hissettiğim ağzımda.Çadırın önüne dikeldiğimde kıpkırmızı bir güneş,köşeye sıkıştırılmış kediler gibi tıslayan bir deniz,gökkuşağı renklerinin tümünü barındıran çadırlar,arasında neşeli sesler çıkaran kuşların bulunduğu ağaçlar ve otlamaya çıkmış inek sürüsü sanki doğatı tanımlamaya çalışıyordu bana.Herşey olduğundan daha güzel görünüyordu ve gelecek güzel günlüerin düşünü kurduruyordu insana.Nükleer santrallerin kurulmasına karşı bir kamp örgütlemiştik “nükleer karşıtı platform”bünyesinde (içten ve dıştan tüm baskılara rağmen).Ama kararlıydık.Dosta düşmana kararlılığımızı gösteriyorduk.Sinopun çay kokan köylerinde köylülerle sohbetler ediyorduk,nerdeyse civar köylerin tümü gezdik dolaştık.İçimizdeki ruh Deniz lerin ruhuydu.Halkla,köylüyle,emekçiyle toplumsal bir sorun olan nükleer santrallere karşı bir örgütlenmeye gitmiş yüzlerce insanı az da olsa bilinçlendirmiştik.Şehirde fotoğraf sergileri,kazım koyuncuyu anma gecesi,imza kampanyası,afişleme,bildiri dağıtma gibi bir çok eylem ve etkinlik gerçekleştiriyorduk.Tüm Türkiyeden toplanan gençler mum olup şavkıyor ve Sinop u aydınlatıyordu.Biz insanları bilinçlendirdikce gerek nükleer karşıtı bazı çevrelerden gerek kolluk kuvvetlerinden gelen baskılar gittikçe artıyordu fakat geleceğimiz için mücadele etmeye kararlıydık.Sezai Sarıoğlu,Eşber Yağmurdereli gibi yazarlar,TMMOB yöneticileri,öğretim üyeleri ve köylü mücadelesinin öncülerinden namıdiğar ASTERİKS le her akşam kamp ateşi çevresinde parmak boyutunda,kana susamış sivrisivekler eşliğinde enine boyuna tartışmalar yapıyorduk.(bu isimlere daha bir çok isim de ilave edilebilir).Çalışmalarımızın finalini bir şenlikle yapacaktık ve tüm Sinop halkını şenlik alanın a davet ediyorduk.Şenlikten sonrada memleketlerimize mücadelenin verdiği haz la dönecektik ama içimizde o günlerden “hüzünlü bir gurur” kaldı.Doğa;Öner,Soner ve Güneş i yanına aldı.Karadenizde boğuldular.
Mücadelede yitirdiğimiz 3 karanfili unutmayalım ve hatta yolu Karadenize düşenler onların anısına denize karanfil atsınlar.

ÖNER-SONER-GÜNEŞ, NÜKLEERE KARŞI BİRLEŞ….

______OSMAN BAYCAN ___________

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: