Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Türkü Dinle(me)mek

Herşeyin çok çabuk değişip, çok çabuk dejenere olduğu şu zamanda; sosyal yaşamı daha gönülden, daha kalp kırmadan, daha ortak hale getiren ender bir olgudur türkü. Türküden kopan, türkü dinlemeyen insanlar aslında ailelerinden, kendi öz benliklerinden ve tüm insanlardan uzak, başka bir hayat yaşıyorlardır.

Anadolu gibi uzun yıllardır yapısını korumuş toprakların üzerinde uygulanmaya çalışılan kültür emperyalizmi önce "türkü"yü olumsuz yönde etkilemiştir. Bunun üzerine bir de ekonomik sorunlar ve bu sorunun yarattığı; insanları, önceleri istemedikleri daha sonra kabullendikleri bir yaşam tarzı toplumu kültür emperyalizminin kucağına düşürmektedir.
Türkü dinlemedikçe azalan ve en sonunda yokolamaya yüz tutmuş "gönül", "muhabbet" gibi değerler yerini batıda sonradan oluşan ve ihraç edilen, ekonomik pazarı olan, yapay saçmalıklara bırakmışlardır. Aşk, hasret, sevgi, özlem, başkaldırı, sitem, yargı, eleştiri gibi insanlığın türküyle hayata geçirdiği, hissettiği bir çok duygu artık bizim genlerimizde olmayan başka duygu aktarımlarıyla insanların yaşamında var olmaya başlamıştır.
Özellikle, yetişen yeni nesil sanki bilinçli bir politikanın sonucu gittikçe kendi öz değerlerinden uzaklaştırılıyor. Bunun sonucunu önceden tahmin eden kültür tacirleri kendilerine yeni pazarlar oluştururken; önceden tahmin edemeyip bu gidişe izin veren, aksi bir harekette bulunmayanlar da onların ekmeğine yağ sürmüş oluyor.

Türkü dinlememek çiğleşmektir. Türkü dinlememek tarihe, geçmişte yaşayanlara ihanettir. Trükü dinlememk kendini kaybetmektir.

Kendi öz değerlerini yaşayan, hayata geçiren bir toplum olsaydı bu toplum; öncelikle kültür emperyalizmine dur demiş olacaktı. Ve kültür emperyalizmini virüs gibi vücudundan atan bir toplum ekonomik sömürgeye de böylece dimdik durabilecekti.

Kentleşen insanın sorunu belki de türkü dinlememek! Belki de sorun kentleşen toplumun, kentleştikçe türküyü köyde,kırsal alanda bırakması..Belkide asıl sorun; türkü gibi insan doğasına hitap eden bir müziğin kentleşen insana güzellini hissettirememesi.. Başka bir deyişle; kırsal alandan, köyden kopan insan türkü kadar arı(saf) bir müziği hissedebilecek gönüle artık sahip değil, ne yazıkki! Hal böyle olunca toplum gönülsüz, muhabbetsiz yaşıyor; gittikçe ortak değerleri bırakıp kişisel (bencil) değerler çatısı altında toplanıyor ki bu büyük bir toplanma da değil! Herkes tekilleşiyor.

Teknoloji karşısında ağzı açık kalan toplum hergün milyonlarca görüntü ve sesle rahatsız edilmekte. Kişisel değerleri de sürekli olarak değişmekte. Böylece zaten öz değerlerinden kopmuş (koparılmış) olan toplum zamanla kişiliksizleşiyor. Bunla doğru orantılı olarak ahlak gibi, inanç gibi, bilinç gibi, medeniyet gibi, çalışmak-üretmek gibi bir çok insani vasıflar herhangi bir tarihsel ya da kültürel dayanağı olmadığından ve artık başka bir şekle büründüğünden; toplum sadece şikayet edenler topluluğu olmaktan öteye gidemiyor. Benim şimdi yaptığım gibi...

Türküler bizim asıl tarihimiz. Değiştirilmiş, çarpıtılmış, düzenlenmiş tarihimiz değil, okul kitaplarındaki gibi. Türkülerden biliyoruz insanların birbirlerini severken başlık parası yüzünden, ağa yüzünden, zalım gurbet yüzünden kavuşamadıklarını. Türkülerden öğreniyoruz insana değer vermeyi, savaşmamayı. Türküler söylüyor "dünyanın bir gölgelik olduğunu"...

Türküler ağlatır,sazın teli ciğerimize işler. Hiç görmediğimiz yerleri görmek isteriz türkü dinleyince, tanışmadığımız insanlarla tanışmak isteriz. Bir milleti anlamak için "halk türkülerini" dinlemek yeterlidir. Coğrafi yapısını bile söyler türkü bulunduğu yerin.

İnsan doğadan uzaklaştı, türküden uzaklaştı. Doğanın en nadide parçası olduğunu unuttu,insan!

İnsan nereye gittiyse türkü de onu takip etti tabii. İnsan toplumsal bir evrim geçiriyordu, türkü de geçiriyordu. İnsan kentleşti, sorunları oldu, türkü kentleşti sorunlar çoğaldı.
Şehirde "şeref ekmek bulamıyordu ama şerefsiz buluyordu." Sorunlar başlamıştı. Şeref yaylalara ve de dağlara veda etmişti. Böylece türkü de o lirik pastoralliğine veda etti.

Türkünün müzikal formunu bir kenara bırakırsak; çıkış noktasını amacını ve özünü baz alarak bir tez sunmak istiyorum."Seni tanımayan yok bu şehirde." Benim için en güzel şehirleşen, artık birebir şehirde doğup şehirde yaşayanlar tarafından yazılmış bir türkü dizesi. Ya da " bir radyo istasyonuydu gece, bir tren istasyonuydaydım adeta, herşeyi çağrıştıran.." gibi,gibi,gibi...

Sonuçta türkünün bir çıkış noktası ve etkilediği bir varış noktası vardır. Şekli ne kadar değişse de aşk aşktır, özgürlük özgürlüktür, özlem özlemdir. İnsan değişti, türkü değişti.

Pazarın hesap edemediği şeyler de oluyordu piyasada; bazıları çıkıp hala "DUR" diyordu. Elli sene önce sazıyla, elli sene sonra elektro gitarıyla.

Ve saz çalındı, hiç susmadı. Çünkü ortada "insana dair" bir şey vardı. Dünyanın neresinde olursa olsun bir insan ağaç kullanılarak yapılmış bir enstrumanı dinler; ki insanlar var oldukça müzik dinlendi ve söylendi, yine olacak!

Müzik kontrol altına alınmaya çalışıldıkça bilinki insanlık kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Gönülsüz ve muhabbetsiz kalmamak umuduyla...
Özdaş Eroğlu
Nisan 2008 / Erdek

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: