Birkaç gün önce ABD konsolosluğunun önündeki çatışmada ölen 3 polis ile ilgili. Elbette yakınları için gayet üzücü. Ölümler aslında pek acıtmıyor bizi. Deyim yerinde olur muhtemelen, leblebi gibi adam ölüyor dünyanın dört bir yanında stokta onca yiyecek dururken açlıktan, fakat bu, umurumuzda olamıyor.
Kimisi “Ergenekon şehidi”, kimisi “Dağlıca şehidi”, şimdi de “Konsolosluk şehitleri”… “Devrim şehitleri ölümsüzdür” diye bir slogan vardır ya… O da mı aynısı? Söylemler ile arka planlarını ayırmak yanlış olur. Söylemin arkasına uzanmaya çalışalım.
Şehit, din ile milliyetçiliğin birbirini belediği bir zeminde kullanılan bir kelime haline geldi. Sahi şehit kimdi?
Komutanını gezmeye götüren şoför-asker, trafik kazasında ölünce şehit mi oluyor, pisi pisine ölmüş mü?
Elbette insanlığın aydınlık geleceğini kurmaya niyetlenen bir amaç ile hareket ederken öldürülen; böylece bedel ödeyen insanları saygıyla anmak gerekir ki onların da sırf bunu yaptıkları için varsayılan cennete gideceği düşüncesi mistik bir tatminden başka bir şey olamaz. Belki psikolojik olarak rahatlatıyordur fakat politik olarak manipulasyona çok açık bir alanı da beraberinde getiriyor.
Senin de bildiğini varsaydığım ( keza, her yerde maruz kalıyoruz ) bu olay kısa yoldan bir ifade ile 3 tane adamın pisi pisine ölümüdür. Muhtemelen, geçim derdine düşmüş 3 insan bunlar. Yaptıkları meslek itibariyle psikolojilerinin pek iyi olduğu da var sayılamaz sanıyorum. Çünkü, hakkını arayan insanlara, amirinin emriyle cop sallamak, çocukları ezen panzerlerin sürücüsü olmak, gaz bombasının atıcısı olmak, bir kadını yerde saçından sürüklemek ve aynı anda, ayakları boş durmasın diye olsa gerek tekmelemek … kolay değil.
1 Mayıs’ta patronların kıçını kollamak için “robokop” olmuşlardı yine insan müsvetteleri. “Ama onlar da insan niye müsvette diyorsun” denilebilir. Bu kurumda bulunan insanlar, kendilerinden dolayı değil, yukarıdan aşağı yapılanan ve dolayısıyla, aşağıdakinin nasıl olacağını belirleyen hiyerarşik kurumun – ki polis teşkilatıdır bu – polisleri de bir bir insanlığından alı koymasından dolayı birer müsvettedirler. Mesleğin kendisi –polislik- kişinin insanlığını gasp ediyor.
Olayın sonrasında ise egemenler balonlarını şişiriyor. Müttefikimiz! ABD, teşekkürler yağdırıyor, kahramanlığı! kutluyor ama olay anında kendi güvenlik görevlileri oradan hemen fıyıyor. Ahlaksız haber spikerlerinin sesi yalandan ağlamaklı, ABD şakşakçısı gazetelerin ön sayfaları ay-yıldızla bezenmiş. Sonra aynı bayrak tabuta sarılacak. Her olumsuzluktan sonra insanların hurra balkonlara astıkları, pek çok dükkana da “zorla” asılan bayrak, ne işe yarıyor burada? Nasıl da hassasiyete denk geliyor değil mi? Ajitatif olan kışkırtır. Öyle de oluyor, halklar birbirine düşman ediliyor, hoş geldin ucuz işgücü – sakın ne alaka deme - .
Bu yazıdaki hiçbir söz oradaki 3 adamın ölümünü onaylar nitelikte değil. Sözün özü şu ki, burada karşıya alınması gereken, bu tip danışıklı dövüşlerin ortasında, hiç durumla alakasız veya olduğu yerin tam tersinde olması gereken insanları, gözünü kırpmadan harcayan ve bunu da bize, tüm araçlarını kullanarak “kahramanlık” diye yutturmaya çalışan mekanizmadır. Bu palavralar ancak ölülerin ailelerinin sibobu olabilir.
Serdar
13 Temmuz 2008
serdaryturkmen@gmail.com
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder