Devrimci Diyalektik Dersleri 2 - Çin Devrimi
Power Point Gösterisi
http://www.mediafire.com/?jhweoom91g9
Mao Zedung 1940'ta şunları yazıyordu:
"Birinci emperyalist Dünya Savaşı ve zafere ulaşan ilk sosyalist devrim, yani Ekim Devrimi, dünya tarihinin bütün bir akışını değiştirdi ve yeni bir çağ açtı. Bu çağ, dünyanın kapitalist cephesinin yeryüzünün bir bölümünde (dünyanın altıda birinde) çöktüğü ve geri kalan yerlerde de çürüyüşünü bütünüyle gözler önüne serdiği; geri kalan kapitalist bölümlerin sömürge ve yarı sömürgelere her zamankinden fazla dayanmaksızın varlıklarını sürdüremedikleri; sosyalist bir devletin kurulduğu ve bu devletin bütün sömürge ve yarı sömürgelerdeki kurtuluş hareketlerini etkin bir biçimde desteklemeye hazır olduğunu ilan ettiği bir çağdır. Bu çağda, bir sömürge ya da yarı sömürgede emperyalizme, yani uluslararası burjuvazi ya da uluslararası kapitalizme yöneltilmiş bütün devrimler artık burjuva-demokratik dünya devriminin eski sınıflamasına değil, yeni sınıflamaya girmektedir. Bu devrimler artık eski burjuva ya da kapitalist dünya devriminin bir parçası değil, yenidünya devriminin, proleter-sosyalist dünya devriminin bir parçasıdır." (MSW, 2. 343–344.)
Çin 20. yüzyıl başlarında yarı feodal, yarı sömürge bir ülkeydi. Köylü yığınları feodal toprak ağaları ve bazı sömürgeci devletler tarafından sömürülüyordu. Bu devletler limanlar işgal etmiş, bankaların denetimini ele geçirmiş ve ülkeyi yağmalamak üzere bir ticaret ağı kurmuşlardı. Bunlar, büyük burjuvaziyi, yani komprador ya da bürokrat-kapitalistleri oluşturan zengin tüccarlar, tefeciler ve bankerler tarafından destekleniyordu. Bu iki sınıf, yani feodal toprak ağaları ve komprador burjuvazi, Çin'deki emperyalist egemenliğin toplumsal temelini meydana getiriyordu.
Bu iki sömürücü sınıf ile halk yığınları arasında orta ya da ulusal burjuvazi vardı. Bunlar, yerli sanayii kurma çabaları feodalizm ve emperyalizm tarafından engellenen sanayi kapitalistleriydiler. Bu açıdan halkın safında yer alma eğilimi gösteriyorlardı; ama aynı zamanda kendileri de sömürücü oldukları ve proletaryadan korktukları için yalpalama eğilimi de taşıyorlardı.
Tutarlı antifeodal, antiemperyalist sınıflar yalnızca köylülük ve proletaryaydı. Köylülüğün büyük çoğunluğu yoksul köylülerden, yani köy proleterleri ve yarıproleterlerden oluşuyordu. Gerçi sanayi proletaryası sayıca azdı, ama Birinci Dünya Savaşı'ndan, özellikle de Ekim Devrimi'nden sonra gücü ve etkisi hızla arttı:
"Modern sanayi proletaryasının sayısı iki milyon kadardır. Modern sanayi proletaryası sayıca fazla değildir, çünkü Çin, iktisadi bakımdan geri bir ülkedir. Bu iki milyon sanayi işçisi esas olarak beş sanayi kolunda -demiryolları, madencilik, deniz ulaştırması, dokuma ve gemi yapımı- çalışmakta ve büyük bir bölümü de yabancı kapitalistlerin sahip olduğu işletmelerde köleleştirilmektedir. Sayıca çok fazla olmamakla birlikte, sanayi proletaryası Çin’in yeni üretim güçlerini temsil etmektedir, modern Çin'deki en ilerici sınıftır ve devrimci harekette önder güç haline gelmiştir." (MSW, 1.18.)
Demek ki, devrimci hareketin ana gövdesini köylülük, önder gücünü ise proletarya meydana getirmekteydi:
“Yoksul ve orta köylüler kurtuluşlarına ancak proletarya önderliğinde kavuşabilirler; proletarya ise devrimi ancak yoksul ve orta köylülerle sağlam bir ittifak kurarak zafere ulaştırabilir.” (MSW,2.324.)
1911–1927 döneminde feodalizme ve emperyalizme karşı birçok devrimci ayaklanmaya girişildi, ama bunların hiçbiri başarılı olamadı:
"Kesin bir biçimde söyleyecek olursak, Çin'in emperyalizme ve feodalizme karşı burjuva-demokratik devrimi Dr. Sun Yat-sen tarafından başlatılmıştır ve 50 yıldan fazla bir zamandır sürmektedir... Dr. Sun Yat-sen'in başlattığı devrim başarıya ulaşmamış mıydı? İmparatoru def etmemiş miydi? Ama bir anlamda da başarısızdı, çünkü imparatoru def etmekle birlikte, Çin'i emperyalist ve feodal baskıdan kurtarmamış ve bu yüzdende antiemperyalist, antifeodal devrimci görev tamamlanmadan kalmıştı! (MSW, 2. 243.)
"Kuangtung'da başlamış olan burjuva-demokratik devrim henüz yarı yoldayken, komprador ve toprak ağası sınıflar önderliği gasp ettiler ve onu hemen karşıdevrim yoluna saptırdılar." (MSW, 1.63.)
Bütün bu başarısızlıklar, burjuva-demokratik devrimin hedeflerine burjuvazinin önderliğinde ulaşılamayacağını kanıtladı:
"Çin devriminin niteliği nedir? Bugün ne tür bir devrim yapıyoruz? Bugün burjuva-demokratik bir devrim yapıyoruz ve yaptığımız her şey bu devrimin alanı içindedir. Şimdilik genel olarak burjuva özel mülkiyet sistemini yıkmamalıyız; bizim yıkmak istediğimiz, emperyalizm ve feodalizmdir. Burjuva-demokratik devrim derken, işte bunu söylemek istiyoruz. Ne var ki, bu devrimin gerçekleştirilmesi daha şimdiden burjuvazinin gücünü aşmış bulunmaktadır ve proletaryanın ve geniş halk yığınlarının çabalarına dayanmak zorundadır." (MSW, 2. 242.)
Böylelikle Mao Zedung, burjuva-demokratik devrimin, ulusal burjuvazi de içinde olmak üzere emperyalizme ve feodalizme karşı olan bütün öteki sınıfların desteğiyle proletarya tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Bu, Mao Zedung'un eski tipte burjuva-demokratik devrimden ayırt etmek amacıyla "yeni-demokratik" diye adlandırdığı yeni tipte bir burjuva-demokratik devrimdi. 1939'da şunları yazıyordu Mao Zedung:
"Bugünkü aşamada Çin devrimi gerçekten hangi niteliktedir? Bir burjuva-demokratik devrim midir, yoksa bir proleter-sosyalist devrim mi? Hiç şüphe yok ki, ikincisi değil, birincisidir… Ne var ki, bugünkü Çin'de burjuva-demokratik devrim artık köhnemiş olan eski genel tipte bir devrim değildir, yeni özel tipte bir devrimdir. Biz buna yeni-demokratik devrim diyoruz; bu tip devrim Çin'de olduğu kadar bütün öteki sömürge ve yarı sömürge ülkelerde de gelişmektedir. Yeni demokratik devrim, dünya proleter-sosyalist devriminin bir parçasıdır, çünkü emperyalizme, yani uluslararası kapitalizme kararlılıkla karşı çıkmaktadır... Yeni-demokratik devrim, proletarya önderliğindeki geniş halk yığınlarının antiemperyalist, antifeodâl devrimidir. Çin toplumu ancak böyle bir devrimden geçerek sosyalizme ilerleyebilir. Başka bir yol yoktur." (MSW, 2.326–327.)
İşte Çin'de 1949 yılında kurulan ve burjuva-demokratik devrimin tamamlanmasını ve proleter-sosyalist devrimin başlangıcını belirleyen demokratik halk diktatörlüğünün gelişimi böyle oldu. Çin'deki demokratik halk diktatörlüğü, Ekim Devrimi'yle açılan yeniçağda bir yarı sömürge ülkenin koşullarına uygun düşen yeni biçimde bir proletarya diktatörlüğüdür, işçi-köylü ittifakına dayanması, başka bir deyişle, proletarya ile köylülüğün proletarya önderliğindeki ittifakına dayanması bakımından Sovyet biçimine de benzemektedir; ama ittifakın temelinin daha geniş olması bakımından, yani ittifakın tüm köylülüğü ve ulusal burjuvaziyi de içermesi bakımından Sovyet biçiminden ayrılmaktadır. Çin'de proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişme öyle ele alındı ki, ulusal burjuvazi 1949’daki yeni-demokratik devrimde proletaryanın önderliğini kabul etti. Bunun gerçekleşebilmesinin nedeni, proletaryaya, Mao Zedung’un Çin'deki somut koşullara uyguladığı Lenin'in kesintisiz devrim teorisinin yol göstermesiydi.
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder