DEMİRKUBUZYazıma klişeleşmiş olduğu için samimiyetini yitiren “samimiyetimsi” laflarla başlamak yerine, konuyu gündeme getirmenin daha samimi olduğunu düşünüyorum. Evet gerçekçi olan ya da gerçekliğin samimi olması: tartışmaya açık olduğu kadar kendimce çok net saf tutabileceğim bir konu.Özellikle yazının mevzusu Zeki Demirkubuz olunca. Gerçekliğin sıcak tenden soğuk terler akıtan samimiyeti, son dönem sinemamızda göze batar hale geldi. Özellikle: Nuri Bilge CEYLAN, Zeki DEMİRKUBUZ, Ferzan OZPETEK, Fatih AKIN, Çağan IRMAK ve yeni sinemacılar –ki Türkiye’de ilk sinema akımıdır ve ayrıca üstünde durulması gereken bir yazı başlığıdır.- ‘ın başını çektiği bu tarz yeşil çamın o karanlık porno döneminin öncesindeki verimli ve yer yer sınıfsal temelleri olan sinemayı tekrar gündeme taşıdı. Ve Zeki DEMİRKUBUZ:Realizmi elinde kamerası olan ve sokakta alelade dolaşan bir adamın yaptığı çekimler kadar açık ve samimi bir şekilde anlatır filmlerinde. DEMİRKUBUZ var olana bir mum alevinin sönmemek için can çekişmesi gibi anlatmaz. Ama son dönem tartışmalarında DEMİRKUBUZ’ UN bu realizmi insanları yeni “Yılmaz GÜNEY” yanılgısına düşürdü. Evet anlaşılacağı gibi bu görüşe katılmıyorum Yılmaz GÜNEY realizminin sınıfsal temeli işçi emekçi kesimine yaslanır ve bu merkezden sistemi, çarpıklıklarını, vahşiliğini gözler önüne sermeye çalışır. Zeki DEMİRKUBUZ’UN realizmi ise daha çok küçük burjuva kesimini ele alır. Özellikle “MASUMİYET” ve “BEKLEME ODASI” filmlerinde bunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Doğal olarak bunları birbirinden ayırmak elma ve armut gibi nettir; fakat unutulmaması gereken şey elma ve armudun meyve olduklarıdır. Buda onların ortak özellikleri olan gerçekçilikleridir. Sanırım bu kısa ve özetleyici bilgilerden sonra DEMİRKUBUZ’UN filmlerinde dikkatimizi çeken diğer öğelere değinebiliriz. Örneğin; simgelere yüklediği anlamlar. Bilindiği gibi yalnız sinemamızda değil uluslar arası sinemalarda da simgeler miadını yitirmekte ve klişeleşmekte. Sigara, silah, el yazıları, kitap, çakmak gibi simgeler genel evden emekli olmaya yakın kadınlar gibi çok kullanılmıştır. DEMİRKUBUZ DAVİD LİNCH’E benzer bir tutumla kendi filmlerine has bir simge bulur. Bunu hemen her filminde yerli yerinde kullanır. Bu simge kapıdır. Aynı DAVİD LİNCH’İN perdeleri gibi düşünebiliriz. DEMİRKUBUZ için küçük burjuva kesimini ele alır demiştik. Bunu yaparken de suratımıza birer şaplak atarmış gibi bize bizi anlatır aslında. Seni, beni, bizleri o kadar bir şekilde kadrajın içine alır ki, sana kendini gösterir ve sana ne yapıyor bu salak dedirtir. O da bunun farkındadır ki bizler oturmuş filmini izlerken karakterleri şöyle bir süzecez ve hemen tahlillerini yapacaz: Bu ölür, o buna âşık olur, âşıklar kardeş çıkar, yıllar önce ölmüş olan baba birden ortaya çıkı verir… Falan filan diye sallamalar yaparız. Öyle olmayınca da hıımmm deriz ve karakterleri sıfatsızlaştırırız. İşte o andan itibaren artık DEMİRKUBUZ’UN zokasını yutmuş birer balığızdır. Bir şeyleri daha sallarız ama hiçte tutmaz, onlarda çırpınışlarımız olur. Sonunda şöyle bir saçımızı sakalımızı garip garip kaşırız. “allah allah” dedikten sonra karmaşa ve kararsızlık içinde fakat oldukça tanıdık bir ifadeyle karakterleri ve Zeki DEMİRKUBUZ’u inceden bir helal olsunla onure ederiz. Ama hala bizi anlattığını anlamakta zorluk çeker, kabullenmez ya da umursamaz olabiliriz. Olması yüksek ihtimalli bir realizmdir zaten bunlarda. İşte galiba olayın düğümlendiği yerde tam burası oluyor. İnceden bir helal olsun kondurduğumuz yönetmen seni umursamaz onun için onca şey arsında bir şeysin ve sen o kadar sıradansın ki sana seni izletirken acı kahvesinin sert tadını aynada kendine gülümseyerek yudumlar ve çekip giderken bir başka bizleri oltasına düşürmek üzere yola çıkar. YILMAZ GÜNEY’i de rahmetle, onurla ve saygıyla andıktan sonra sizleri de sürrealizmden arınmış duygularla selamlarım.
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder