Türkiye üniversite sisteminde neo-liberal eğitim politikalarının uygulanmaya başlamasında 1980 darbesi kritik bir rol oynar. Ülke, ’80 darbesinin yarattığı baskı ortamı içinde, darbe yılında açıklanan 24 Ocak kararlarının öngördüğü liberalizasyon uygulamaları ile karşı karşıya kaldı. Üniversiteler ise; darbenin üniversitelerdeki eli olan YÖK’ün kuruluşu ile birlikte neo-liberal eğitim politikalarıyla tanışmaya başladı. Öncelikli görevi üniversiteleri tüm muhalif unsurlardan temizlemek ve üniversiteyi tam tahakküm altına almak olan YÖK daha sonraki süreçte üniversite eğitiminin paralılaştırılmasının, üniversitenin giderek sermayenin artan ideolojik-fiili etkinliği altında, piyasa kurallarıyla yönetilen, piyasanın ihtiyaçlarına uygun işgücü, bilgi ve sermaye ideolojisiyle donanmış “bireyler” yetiştirmeyi amaç edinmiş kurumlar haline dönüşmesinin de temel aktörlerinden biri oldu. YÖK 1981 yılında kuruldu. Üniversite eğitiminin paralılaştırılmasının ilk ve en önemli adımlarından biri olan harçlar ise 1984 yılında alınmaya başladı. Aynı yıl Türkiye’deki ilk vakıf üniversitesi olan Bilkent Üniversitesi kuruldu. 11 Nisan 1990 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 418 sayılı Kanun Hükmünde Kararname öğrenci başına düşen cari giderlerin yüzde 50 oranına kadar öğrenciler tarafından karşılanabileceğini söylüyordu. 1991 yılında 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle vakıf üniversitelerinin bütçelerinin %45’inin devlet tarafından karşılanabileceği belirtildi ve çeşitli teşvik mekanizmaları getirildi. TÜBİTAK’ın üniversite ve sermaye kesimlerinin katılımı ile düzenlenen 1990 tarihli I. Bilim Teknoloji Şurası raporu ve arkasından 1994’te yayınlanan üniversite sanayi işbirliğine dair alt komisyon raporu “üniversitelerde gerçekleşen araştırmaların büyük ölçüde sanayi işbirliğinin ihtiyaçlarına göre yöneltilmesi, lisansüstü araştırma konularının, sanayinin gündemindeki konulardan seçilmesi” vurgularını yapıyordu. 1994’de TÜSİAD “Türkiye’de ve Dünya’da Yükseköğretim, Bilim ve Teknoloji” raporunu yayınladı. Bu rapor, “piyasacı üniversite” modelini Türkiye üniversitelerinin ulaşması gereken hedef model olarak belirliyor ve yükseköğretimi piyasalaştırma yönünde kapsamlı bir reform projesi öneriyordu. Raporun başındaki Kemal Gürüz, raporun yayınlamasından sonra YÖK başkanlığına getirildi. Artık piyasalaştırma YÖK’ün politikasıydı. 1995–1996 öğretim yılı harçlarına %300–350 oranında zam yapıldı. Üniversite eğitiminin paralılaştırılması doğrultusunda atılan bu “cesaretli” adım güçlü bir öğrenci hareketi ile karşılandı. TÜSİAD raporunun ardından geçen on iki yıl boyunca üniversitelerdeki piyasalaştırma uygulamaları hızla arttı. Üniversite bütçelerinde kamusal kaynakların oranı %80’lerden %57’ye geriledi. Öğrenci harçlarına her yıl ortalama %40 oranında zam yapıldı. Bu süre boyunca tüm üniversite içi hizmetler hızla paralılaştırıldı. Paralı yaz okulu ve ikinci öğretim yaygınlaştırıldı. Üniversitelerin eğitim hizmetlerini ve ürettikleri bilgileri pazarlayarak kaynak yaratmaları takdir görür hale geldi. Öğrenciler kendi üniversitelerinde müşteriler olarak görülmeye başladılar. Vakıf üniversitelerinin sayısı arttı. 2000’li yıllar üniversite olanaklarının, bilgi birikiminin, beyin gücünün doğrudan sermaye hizmetine sunulduğu ve bin bir teşvikle desteklenen teknoparkların/teknokentlerin üniversite içlerinde birbiri ardına kurulmasına tanık oldu. Aynı zamanda YÖK Yasa Tasarısı savaşlarına da. Siyasal iktidar, TÜSİAD, YÖK ve ÜAK tarafından hazırlanan ayrı ayrı yasa taslaklarının tamamı üniversitelerde fiilen ve yapılan çeşitli yasal değişikliklerin katkısı ile ilerleyen piyasalaştırma sürecini bütünlüklü bir reforma dönüştürmeyi hedef aldılar. Ancak reform önerilerinin egemenler arasındaki iktidar mücadelelerine malzeme haline getirilmesi uygulama süreçlerini çarpıklaştırdı. Temmuz 2006’da YÖK “Türkiye’nin Yükseköğretim Stratejisi” isimli bir rapor yayınlayarak üniversitelerde neo-liberal reform projesini tekrar gündeme getirdi.[1]
Yukarıda çok kısaca köşe taşlarına değindiğimiz üniversite sisteminde piyasalaştırma uygulamaları parça parça yaşama geçirilmiş ve yaklaşık 25 yıla yayılmıştır. Bugünden bakıldığında, tüm bunların, kapitalist sistemin ‘70 sonrası yeni ekonomik-sosyal dönüşümüne uygun bir programın alt uygulamaları oldukları görülmektedir. Bugün artık dünyadaki tüm yükseköğretim alanlarına önerilen, önerilmekle kalmayıp çeşitli baskı ve bağımlılık mekanizmalarıyla uygulamaya konulan piyasacı yükseköğretim reformları tüm dünya halklarına yönelen neo-liberal saldırı politikalarının parçalarıdır. Bu reform programları ile yükseköğretim alanı kapitalist pazara tam olarak entegre edilmek istenmektedir. Türkiye’de yükseköğretime dair sayfalarca rapor hazırlayarak piyasalaştırmayı savunan TÜSİAD, YÖK, ÜAK, siyasal iktidar genel bir programın ülkedeki taşeronluğunu yapmaktadırlar. Üstelik bu programın “toplumun tamamının refahı ve mutluluğu için” olduğunu iddia ediyorlar. YALAN SÖYLÜYORLAR.
Üniversitelerde uygulamaya çalıştıkları program emperyalizmin yeni saldırı programıdır. Eğitim alanını karlı bir pazara dönüştüren, üniversite eğitimini parası olan bir azınlığın ayrıcalığı haline getiren, üniversitenin ürettiği bilgiyi özel bir zenginleşme kaynağına dönüştürürken halkın bilgiye ulaşma hakkını elinden alan, üniversiteyi verili egemenlik ilişkilerinin ve eşitsizliğin devamını sağlamaya dönük yapılandıran piyasalaştırma politikalarını savunan herkes halkın çıkarlarının karşısında yer almaktadır. Yükseköğretime dair hazırladıkları stratejilerde halkın, üniversitelilerin ihtiyaçları ve sorunları değil egemenlerin ihtiyaçları gözetilmektedir. Üniversite öğrencileri olarak bizim bu dosyayı hazırlarken üzerinde durduğumuz eleştirel nokta tam da budur. Egemenlerin çıkarlarını mı savunacağız ezilenlerin mi? Dosyanın tüm okurları bizim bu çalışmada eleştirilerimizi ve değerlendirmelerimizi yaparken egemenlerin değil halkın ortak çıkarlarından yana taraf olduğumuzu bilmeleri gerekmektedir.
------------Ersin Aslan--------------
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder