TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU
Devrimci bir düşünceyi ortaya koymak demek, Marx’ın 19. yy da bir sistem olarak oluşturduğu sosyalizmi bilimsel, diyalektik materyalizm ve etik değerlerle birlikte o eksen üzerinde düşünceyi ifade etmek ve pratiğini sergilemektir. Marx’ın Bilimsel Sosyalizm olarak tarif ettiği ideoloji bilimlerin en yüksek aşamasıdır. Ancak bilim ve diyalektik bağlamında tez, antitez, sentez sonucunda bilimsel bir kimliğe bürünür yoksa materyalizmden metafiziğe sapmak, dogmatik olmak, tarihin dışına savrulmak kaçınılmaz olur.
Rasyonalizm ile birlikte bilimsel düşüncede belirli kıstaslar vardır. Bu kıstaslar sonucu elde edilen bilgi gerçekliğini ortaya koyar. Kesin kıstaslardan ilki bilginin doğrulanabilirliğidir ve yanlışlanmaması gerekir. Eğer yanlışlanırsa o bilimsel bilgi olmaktan çıkar, soyut düşüncenin sonucunda somutlaşamadan ya da somutlaşsa dahi sonuca ulaşılmasını engeller. Neden? Çünkü çıkarsamalar sonucu oluşan soyut düşünce yanlış bir bilince neden olur. Yanlış bilince neden olan şey yanlış pratik veya eksik pratiktir ki bu gerçekliğin algılanmasını önler.
Türkiye Devrim rotasını belirlemekte ciddi ölçüde kafa karışıklığı, emperyalizmin kriz dönemine girmesi ve dünyanın yeni paylaşım savaşlarına hazırlandığı günümüzde yapılan tartışmalar sonucu ortaya çıkıyor. Bu karışıklığı aşmanın tek yolu beynin tüm hücrelerine kan pompalanmasını sağlayacak pratik ve sonucunda edinilen bilginin somut koşullar şartında değerlendirilmesidir.
Basitten karmaşığa doğru gidelim. ( Soru, cevap, geçmişe yönelik okuma, bugünü değerlendirme, tersten okuma)
— Bugün dünya üzerinde direk gerçekleştirilmiş bir sosyalist devrim yoktur. Devrimler aşamalar sonucu gerçekleşir. Sosyalizmde bu aşamalardan geçerek tesis edilir. Rusya’daki “Sosyalist Devrim” ifadesini bir tabela olarak değerlendirebiliriz. Bu amacın sosyalist devrim olduğunu gösteriyor bizlere. Lenin Sovyet Devrimini şöyle ifade ediyor “Bizim devrimimiz iki aşamalı idi. Birincisi burjuva demokratik devrim, ikincisi sosyalist devrim. Peki Lenin neden burjuva demokratik devrime ihtiyaç duymuştu. Nedenini o zamanki Rusya’nın koşullarında aramak gerekli. Bunun nedenini bir altta ifade edelim.
— Sosyalist devrimi işçi sınıfı yapar yanına alacağı müttefik ise küçük burjuvalardır. Bugün direk sosyalist devrimi yapabilecek şartlara sahip ülkeler gelişmiş kapitalist ülkelerdir. Çünkü o ülkeler burjuva devrimlerini, sanayi devrimi yaşamış bu süreç içerisinde burjuva demokratik devrimler tamamlanmış ve devrimi gerçekleştirecek proletaryayı yaratmıştır. Bu ülkelerin devrimi yapamamasının nedeni burjuva-işçi sınıfı çelişkisinin derinleşememesidir. Gelişmiş kapitalist ülkeler diğer ülkeleri sömürerek maddi olarak büyük bir birikim yaratmışlar ve bu kısmi refah işçi sınıfını tatmin ettiği için ya da Marx’ın ifade ettiği gibi bıçak kemiğe dayanmadığı için devrime yönelmemektedir. Bu ancak sömürdüğü ülkelerdeki devrimler sonucu hegemonyası ortadan kalktığı zaman gerçekleşecektir. Devlet artı değeri korumak için sömürüyü içe doğru yönlendirecektir.
Sömürülen ülkelerde ise direk sosyalist devrim gerçekleştirilemez. Çünkü devrimi gerçekleştirecek güçlü ve sınıf bilincine sahip bir işçi sınıfı yoktur. Rusya’da güçlü ve büyük bir işçi sınıfı olmadığı için devrim işçi sınıfının önderliğinde ve nüfusun büyük kesimini oluşturan köylü sınıfı ile birlikte yapılmıştır. Lenin böylece Marx’ın devrim teorisini çöpe atmış ve marxizme en büyük katkılardan birini yaparak devrimi gerçekleştirmişitir. Marx devrimi işçi sınıfı ve burjuvazi arasındaki çelişkiler sonucu oluşacağını, bunun da ancak ileri kapitalist ülkelerde gerçekleşeceğini belirtmişti. Lenin ise emperyalizmi ortaya koyarak devrimin ezen ülkeler ve ezilen ülkeler arasındaki çelişki sonucu öncü parti modeli ile kitlelere dışarıdan bilinç vererek devrimi gerçekleştirdi ve Lenin’in bu teorisi dünyada yaşanan devrimler sonucu doğruluğu kanıtlandı. Mao’nun marxizme yaptığı katkı ise Lenin’inkinden biraz farklı idi. Mao Çin’in somut koşullarını değerlendirerek devrimin yine işçi sınıfı önderliğinde fakat bu sefer ittifak olarak köylülerin yanında milli burjuvaziyi ve diğer milli olan tüm unsurları katıp emperyalizme karşı bir savaş sonucu devrime ulaştı. Mao’dan önce Çin komünist partisi Lenin’in devrim tezinde ısrar edip gerçekliği iyi okuyamadığı için şehirlerde ve kırlarda partinin %90 elemanını kaybetmiştir. Yanlış teori ve pratik bir felakete neden oldu.
Mao’nun Marxizme yaptığı en büyük katkı onun Demokratik Devrimler Teorisiydi. Bu teori ile birlikte birçok ülke devrime ulaştı ve bugün hala yine bu teori ışığında geliştirilen pratikler sonucu birçok ülke sosyalist devrime doğru yol alıyor.
Mao önderliğinde gerçekleştirilen devrim özünde köylü hareketi olan ve bir halk savaşıydı. Burada yalnızca teoriye bakıp bir değerlendirmeye gidilirse eksik olur. Teorinin yanında o ülkenin somut durumun somut tahlilini yapıp bir metot belirlenmeli. Bu metot siyaseti, stratejiyi, taktiği içerir. Metot uygun olmaz ise teoriye sahip olmak hiçbir şey ifade etmez. Yani teori tek başına merhem değildir. Bu metot Çin’de halk savaşı, Vietnam’da ve Laos’ta gerilla savaşı, Doğu Avrupa’da Partizanlar ve bugün Venezuela ve Bolivya’da daha farklı bir metotla ile gerçekleştirilmektedir.
Demokratik devrimler anlaşılacağı gibi Mao’nun bunu Teori haline getirmesinden öncede mevcuttu Mao bunu bilimsel bir hale dönüştürdü.
Gelelim Türkiye’ye
Türkiye’de sanayi batı kapitalizmi kadar gelişmemiştir. Sanayide etkin olduğu en önemli imalat alanı tekstil sanayisidir. Bunun dışında yer alan sanayi büyük ölçekde montaj sanayisidir. Yani ileri kapitalist ülkelerin ürettikleri parçalar Türkiye’de ucuz işgücü vasıtası ile montaj ediliyor ve buradan elde edilen artı değer finansman kaynağına ve mülkiyete sahip olan ülkenin ekonomisinin girdisi olur. İthal ikameci ve komprador sanayi sonucu ülke kapitilizasyon sürecini tamamlayamamış ve nitelik bakımdan güçsüz ve sınıf bilincine sahip olmayan bir işçi sınıfı oluşmuştur. Ne demiştik sosyalist devrimi işçi sınıfı yapar. Türkiye’deki işçi sınıfı profili ise proleter, yarı proleter, lümpen işçilerden oluşmaktadır. Devrimde etkin olan sanayi işçidir. Çünkü üretimden gelen gücünü ortaya koyacak bir etkiye ve araçlara sahiptir. Bir şalteri indirmesi ile sistemi felç edebiliyorsa bu müdahale gücüne ve bilincine sahip ise ancak işçi sınıfı en önemli ve büyük bir aktör olur.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sınıfsal ve ekonomik gelişmeye rağmen ülke ekonomisi dışa bağımlı işbirlikçi burjuvazi ve komprador burjuvazinin varlığı nedeni ile kapitalist gelişmeyi ve demokratik devrimi yapısından dolayı tamamlayamamıştır. Köylülük ciddi biçimde erimesine rağmen, şehirlere göç eden ve kapitalist ilişkiler içine giren bu kitle feodal yapısını henüz yitirmemiştir. Şehirlere göç eden köylülüğün büyük kısmı yarı zamanlı, lümpen işçi sınıfını oluşturur. Şehir kavramı burjuvaziye ait bir kavramdır. Bir yandan son derece lüx yapılar inşa edilip zengin mahalleler oluşurken, diğer yandan hemen yanıbaşında işsiz ve feodal ilişki bağlarını halen devam ettiren mahalleler bitmektedir.
Sömürü ise eski biçimde sürmemektedir. Emperyalist kapitalist sistem yalnızca zor yolu ile değil toplumları rıza yolu ile sömürmektedir. Sömürü askeri birliklerin yerini büyük çoğunluğu ile banka, aracı kurum, medya ve fabrikaları ile devam etmektedir. Ülkenin tüm zenginliği finans kapitalin transferi ile yabancı merkezlere akmakta, yapılan anlaşmalar gereği yerli yatırımlara izin verilmemekte, bunları ithal etmeye zorlanmaktadır. Ülkenin sanayi ve tarımın gelişmesini engellemekle kalmayıp yok etmektedir.
Böylece Türkiye Devrimi için Kesintisiz ve Sosyalist Devrim doğrultusunda emperyalist işgal(ekonomik, siyasi, psikolojik, kültürel, fiziki) karşısında emperyalizme karşı tüm milli güçlerle ittifak sonucu Milli Demokratik Devrim teorisi doğrultusunda diğerlerinden farklı (Çin’deki köylü hareketi gibi değil) bir metot ile sonuca ulaşılacaktır.
Emperyalizmin ideologları Liberal aydınlar tarafından sola ideolojik manipülasyonları sonucu ‘Milli demokratik Devrimler çağı bitti, Tam Bağımsızlık Tam Barbarlıktır, Otoriter yöntemler anti-demokratiktir’ sözleri ince ince zihinlere işlenerek Devrimci Sol iğdiş edilmeye çalışılmaktadır. Oysa tarihe ve pratiklere şöyle bir bakış bile bu anti bilimsel ve barbarlığı öğütleyen sahtekârların yüzünü ortaya çıkarır.
Örneklerle açıklayalım: Bolivya ve Venezuela liderleri 21. yy lın Sosyalizmini inşa ediyoruz diyorlar. Peki, bugün yaşanan pratiğe ne ad verilir.
2000’li yılların başında liberal politikaların iflas etmesiyle Latin Amerika isyanlara şahit oldu. Öncü parti, doğru teori ve siyaset sonucu bazı ülkeler devrim yolunda epey yol kat ederken, bunu gerçekleştiremeyen ülkelerde devrimci kalkışma gerilemeye başladı. Chavez ve Morales emperyalizme karşı tüm milli sınıflarla ittifak yapıp iktidarı ele geçirdiler. Bolivya’da maden işçilerinin öncülük yapıp dinamit ata ata başkente yürümesi, Venezuela’da Chavez önderliğinde ordunun içindeki yurtsever unsurların büyük desteği ve kitlesel gösteriler sonucu iktidara geldiler. Bu ülkelerin sosyo kültürel ve sosyo ekonomik yapıları ve emperyalizmle olan ilişkileri Türkiye’dekinden farklıdır. Ancak olgulara bakarak şunları görürüz. Bu ülkeler siyasi ve ekonomik alanda bağımsız politikalar uygulamaya başlandı, bir çok sektörü kamulaştırdılar, halka yönelik demokratik atımlımlar yapıp demokratik yönü güçlendirdiler, kolektivizmi yerleştirmeye baladılar. Fakat halen özel sektör ve yabancı sermaye varlığı devam etmektedir. Bunların üzerinde vergi yükü ağırlaştırıldı ve sıkı bir denetime tabi tutuldular. İşbirlikçi burjuvazi her geçen gün daha çok köşeye sıkışmakta, halk ise devrim yolunda kenetlenmektedir.
Peki, Chavez ve Morales neden hemen sosyalizme geçmiyorlar? Bu bir tercih meselesi mi? Milli ekonomiyi gerçekleştirmeye çalışmak sömürü sistemine hizmet etmek değilmi? Tekeller çağında milli sermaye gerçekleştirilir mi? Bu garip soruların cevapları Pratiklerlerle cevaplanıyor.
Milli Demokratik Devrim teorisi doğrultusunda her ülkede farklı metotlar uygulandığını söylemiştik. Peki, metotlar değişiyor da neden bu teoride değişmesinki. Bu teorinin geçerliliğini yitirmesi için üstte belittiğimiz şartların tarihe karışması gerekir. Bu teori gelişmiş kapitalist ülkeler için geçerli değildir ve bir tercih meselesi de değildir. Çünkü tarihsel ilerleme için Devrimci önderler bizler için bilimsel düşünce ışığında böyle bir teori ortaya koydu. Engels Sosyalizm için şöyle demişti “ sosyalizm günün birinde tarih müzesinde baltanın yanında yerini alacaktır”. Bir üst aşamaya geçmek için tarihte basamaklar vardır ve bu basamaklar sürekli tez-antitez-sentez bağlamında değerlendirilip devrimciler tarafından ileriye taşımakla bir yükümlülüğe sahiptir.
Tam bağımsız, özgür ve kardeşçe yaşayabileceğimiz bir Türkiye umuduyla.
Fırat ERDOĞAN
28 Ağustos 2008
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder