Not: Şemdinli olayları üzerine bir yazı yazmış ve Şemdinli sanıklarının serbest bırakılma ihtimali üzerinde durmuştum. Ne yazık ki, bir buçuk yıl önce yazdığım, hem gazetelerde, hem ‘az çalışmalı aşka zaman ayırmalı’ adlı kitabımda yer alan yazıdaki endişem doğrulandı. Şemdinli’de suçüstü yakalananlar serbest bırakıldı. Aşağıdaki yazı yeniden güncel hale geldi... ‘Şemdinli, Hrant Dink, kim kimin paşası, kim kimin hocası’ gibi ulusal basında çıkan yazılarımdan sonra, dilin çok sert, başına iş açarsın gibi uyarılar almama rağmen yeniden yolluyorum. Birileri de kral çıplak demeli değil mi? Ama seviniyorum çünkü kafasını kuma sokanlar, üç maymunları oynayanlar olduğu gibi, gerçekleri cesurca yazan çok sayıda insan var. yalnız değilim…
ŞEMDİNLİ YENİDEN
Sokaktan geçen herhangi bir adama ırkçılık ve milliyetçilik nedir diye sorsanız hemen bir yanıt bulur. Ama şovenizm nedir sorusuna yanıt vermekte zorlanır.
Büyük olasılıkla bu sözcüğü daha önce duymamıştır. Duyanlarda milliyetçilik ya da ırkçılık olarak anlamıştır. Doğru sayılabilir. Ama eksik bir tanımdır bu. Şovenizm en basit açıklamayla, ırkçılıkla milliyetçiliğin birleşiminden türemiştir. Marksistler şovenizmi, ezen ulus, egemen ulus milliyetçiliği olarak tanımlar.
16. yüzyılda, kapitalizmin gelişmesiyle başlayan ve İkinci Dünya Savaşına kadar insanlara sadece felaket getiren ırkçı ideolojiler, günümüzde de yıkıcı etkisini sürdürüyor. Ancak bugün dünyada ırkçılık suç sayıldığı için ırkçı ideolojiler, emperyalizmin yedek ideolojilerinden milliyetçilik ve şovenizmin içinde gizlenip yaşamaya devam etmektedir.
Bugün Türkiye’de sınıf mücadelesinin önündeki engellerden biri, kendini gizleyen şovenizmdir. Çünkü ülkemizde azınlık ulus, din ve mezheplere karşı, gizli-açık bir savaş yürüten, bu savaştan beslenen (gündemi değiştirerek emek-sermaye çelişkisini gizlemeye çalışan) karanlık güçler, ırkçı-şoven propaganda ile insanları kışkırtıp, provokasyon ortamı hazırlamaktadırlar. 6–7 Eylül olaylarından, 12 Eylül darbesinden, Sivas katliamından bugüne koşullar çok fazla değişmemiştir. Bu karanlık güçler, egemen sınıfın desteğiyle, Gladio, JİTEM, Özel Harp Dairesi, Kontr-gerilla vb. adlar altında faaliyetlerini kesintisiz sürdürmüş, insanlığa ve ülkemize büyük zararlar vermişlerdir. Şemdinli olayları da bu kapsamda değerlendirilebilir.
Benim babamı devlet öldürmüş
“Şemdinli olaylarıyla ilgili kitap yazmak için Hakkari’ye giden Çocuk Psikologu Esra Çiftçi Şemdinli olaylarında hayatını kaybeden Zahir Korkmaz’ın yedi yaşındaki kızının, ‘Benim babamı devlet öldürmüş. Abla kim bu devlet?’’ diye kendisine sorduğunu aktarıyor” (Sanat ve Hayat, Sayı: 19).
Soru hüzünlü, ürkütücü ve düşündürücü değil mi. Aklıma hemen Uğur Kaymaz geliyor. 12 yaşında polis kurşunlarıyla ‘terörist sanılarak’ katledilen çocuk. Devlet hata yapmaz diyenler, AİHM’de, devletin güvenlik güçlerinin ‘yanlışlıkla öldürdüğü, işkence yaptığı, haksız yere hapis yatırdığı, zorla sürdüğü Kürt asıllı vatandaşlarından-yakınlarından defalarca özür dileyip, tazminat ödemeyi kabul ettiğini anımsasınlar. Ve bunun nedenlerini sorgulasınlar (Tabii Devletin bu yaptığı ‘Yanlışlıklardan’ sadece Kürt asıllı vatandaşlar zarar görmüyor. Türk ve diğer kökenlerden muhalifler de zarara uğradı-uğruyor... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her çalışan, işçi-memur-yoksul köylü-işsiz, aynı sömürü-adaletsizlik çarkında eziliyor).
Biz bu gerçekleri on yıllardır biliyor, söylüyor ve yazıyorduk. Ama sesimiz duyulmuyordu. Bu nedenle de yargısız infazlara uğruyor, işkence görüyor, hapis yatıyor veya sürgünde yaşamak zorunda bırakılıyorduk. Bugün özgürlükçü geçinen, AB yanlısı basın, geçmişte bütün bunlara kulağını tıkıyordu. ‘Tekel aydınları’, ‘nöbetçi aydınlar’, ‘satılık kalemler’ üç maymunları oynuyordu; ve günün birinde Susurluk olayı patlak verdi. Bizim-yazıp çizdiğimiz gerçekler, ‘Devlet-Mafya-İşadamı-Siyasetçi-Ülkücü Katil İttifakı’, kamyonun altında kalan mersedesin içinden çıkarıldı. O güne kadar suskun kalan tekelci medya mensupları yeni duymuş gibi yaptılar. 1 dakika karanlık eylemleri yapıldı. Mahkemeler kuruldu. Soruşturmalar yapıldı. Milliyetçi-şoven katillerden-piyonlardan bazıları tutuklandı.
Doğrusu hakkımız yense, bizden özür dilenmese de gelişmelere, insanların aydınlanmasına sevindik. Ama ne yazık dağ fare doğurdu. Asıl suçlulara dokunulamadı. Hâlâ serbest geziyorlar.
Takdir-i ilahi
Gün oldu devran döndü bu kez Şemdinli’de ‘derin devletin’ bombası elinde patladı. O güne kadar yakınlarını yargısız infazlarda kaybeden yaslı insanlar ‘Takdir-i ilahi’ dediler. Katiller bu kez halk tarafından suçüstü yakalanmış ve delilleriyle birlikte ‘adalete’ teslim edilmişti. Şemdinli olayı o kadar açık, delilli, belgeliydi ki, güvenlik güçleri olayı örtbas edemedi, devlet ve hükümet yetkilileri ikinci Susurluk vakasını kabul etmek zorunda kaldılar. Boyalı basın da gecikmeli olarak bombalama olayının, ‘bölücü örgütler’ tarafından değil, devletin güvenlik güçlerince yapıldığını açıklamak zorunda kaldı.
Şemdinli katilleri, foyaları meydana çıktığı için katil Ağca veya Çatlı gibi alkışlanamadı. Şemdinli bombacıları kamuoyunun baskısı karşısında tutuklandılar. Bölge halkı ‘Doğuda hukuk yok’ sözünün artık tarih olacağı umuduna kapıldı. Ancak bir süre sonra silahsız, masum bir insanı öldüren, dört kişiyi de yaralayan Tanju Çavuş, akıllara durgunluk verecek biçimde serbest bırakıldı… Cinayet şebekesi yine kazandı. Halk kaybetti. Ülkemiz kaybetti. Hukuk kaybetti. Umutlar yine hüsrana dönüştü. Şimdi diğer suçluların da serbest bırakılması için kampanya yürütülüyor
Tarafsızlık adına kirlilik
Irkçılıkla milliyetçiliğin birleşmesinden oluşan şovenizm, ne yazık artık ülkemizde içsel bir hal almıştır. Kurtlar Vadisi gibi dizilerle, şovenizmin maşası katiller sempatik gösterilmeye başlanmıştır. Gerçeklere ulaşmaktan uzak, yalana dayalı enformasyonlarla aldatılan, linç kültürüyle eğitilen Türk gençleri tuzağa düşmekte, bu ülke halklarının, emekçilerinin asıl düşmanlarını görememektedir. Katil Ağca’yı alkışlayan, uyuşturucu tüccarı ‘ülkücü Çatlı’yı dizilerde kahramanlaştıran vatan-millet hainleri, toplumun bellek zayıflığına güvenerek yeni Şemdinli senaryoları yazmaya başlamıştır.
Bu asparagas yazarlar, en hafif deyimle, her ata oynayan kumarbaz, her devrin adamı onursuz, satılık kalemlerdir. Bunlar, İkinci Dünya Savaşından sonra ırkçılığın anayasal bir suç olduğunu çok iyi bildiklerinden asıl yüzlerini gizlerler. Tarafsızlık adı altında yalan haber yapmak, havayı bulandırmak onların işidir. Oysa tarafsızlık da taraf olmaktır. Tarafsızlık adına, ırkçı-şoven görüşlere, yalan haberlere yer veren basın organları da suç ortağıdır.
Bugün geçmişle yüzleşme-hesaplaşma zamanıdır. ‘Geçmişi karıştırmayın, olan olmuş, yararı yok’ deyip yan çizen sözüm ona demokratlara, geçmişte olduğu gibi sıranın kendilerine de gelebileceğini anımsatmak gerekir. 12 Eylül diktatörleri ve karanlık güçler, sadece komünistlere değil, Kemalistlere, sosyal demokratlara da saldırmışlardır. Bu bağlamda başta Kenan Evren olmak üzere, tüm 12 Eylül generallerini, Susurluk ve Şemdinli sanıklarını işledikleri insanlık suçlarından yargılamak için, namuslu basın-yayın organlarına, demokratik kitle örgütlerine ve aydınlara görev düşmektedir.
Kurt dumanlı havayı severmiş.
Biz ise temiz toplum ve temiz hava istiyoruz.
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder