Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

2 Şubat 2008 Cumartesi

SANATIN “NE İÇİN”liği üzerine

Özellikle 20.yy’ın ilk çeyreğinden sonra gündemde olan , hatta bizim orta okuldaki sınıf münazaralarımıza bile girmiş olan bir sorudur : Sanat ne içindir ? Aslında bize yıllardır çoktan seçmeli bir soru olarak sorulduğundan ( Sanat sanat için midir ? Toplum için midir ?) egemenlerin düşlediği tartışma zeminlerinde bulduk kendimizi çoğu zaman . Sanat sanat için midir ? Toplum için midir ?sorusu toplum ile sanatı , birbirinden kopuk halleriyle karşımıza getirir . İki cevap da ( ki aynı düzlemin iki ucudur ) ideolojik karakter taşır . Sanatın sanat için olması , sanatın amaçlaşması,kendinden başka herhangi bir amaç yüklendiğinde sanat olmaktan çıkması ( yozlaşması ) anlamına gelir [1] .Toplum için olması ise , toplumsal çıkarları gözeten bir sanat anlayışına vurgu yapar ki , bu ileri toplumsal değişim dönüşümleri besleme [2] ya da tetiklemeyi [3] de kapsar . İki görüş de karşıya bilimsel dayanaklı eleştiriler sunar . Saf bir sanatsal düzlemde değerlendirilecek olursa iki akım da tutarlı birer akımdır . Fakat , bu tartışmanın asıl itibariyle politik bir tartışma olduğu gözden kaçırılmamalıdır . “Sanat sanat içindir”cilik gerçek hayattan epey uzakta yaşayan , burjuva – entelektüel bir camianın anlayışıdır . Sanatın, toplumlar üzerindeki etkisini kavradıktan sonra bunu boşa çıkarmak üzere harekete geçip , “kontrsanat [4]” bilincini alttan alttan verdiler . Sanat , çıkış noktasından izole edilmeye çalışıldı .

Bu kısa girişten sonra asıl mevzuya geçmek istiyorum .

Bir şeyin “ne için”liğini tartışmak ,o şeyin “ne”liğini tartışmayı da kapsar . Çünkü , eğer insan varsa , her nesne bir amaca gönderme yapar . Hiçbir nesne yoktur ki , bir amaca hizmet etmesin, isteyerek ya da istemeyerek . En azından , tarihsel ve bilimsel tahliller bize öğretmiştir ki , her nesnenin bir amaç fonksiyonu vardır ve her biri , doğasal devinime etki eder. İnsan , nesnelere anlamlar yüklerken , işlevler de yüklemiştir . Velhasıl , bir şeyin “ne”liğinden bahsediyorsak , “ne için”liğinden de bahsediyoruz demektir .

“Sanatın ne içinliği” tartışması da yukarıda tanıtladıklarıma paralel olarak , sanatın ne olduğunun açıklanmasıyla başlatılabilir . Fakat , bilindiği gibi sanatın genel-geçer bir tanımına henüz sahip değiliz . Olacak gibi de görünmüyor . Dolayısıyla sanatın tanıtlanmasında felsefi düşünürleri referans alabiliriz .

Erken çağlardaki filozoflarda sanatın salt tinsel yanı vurgulanmış ( matematiksel yanları bilim pek gelişmiş olmadığından iyice bilinmiyordu ) ve büyülü bir uyum
( harmonia ) tanımlanmaya çalışılmış , çoğu filozof metafiziki açıklama metotlarına yönelmiştir . Yine bir çoğu hazzı , sanat anlayışlarının temeline koymuştur . Bu çağdan belli başlı birkaç filozofa göz atmak , henüz çokça kirlenmişliğin yaşanmadığı bir dünyanın perspektifinden sanatı görmemize yardımcı olacaktır .

Demokritos , sanatın , insanların diğer canlıların yaptıklarını taklit etmesiyle ortaya çıktığını belirtmiş , ölçülülüğün ve görünmez ( tinsel )uyumun hazzı arttıracağını belirtmiştir . Platon da haz kavramına önem vermiş . Güzelliğin kendisinin her şeyin üstünde olduğunu vurgulamıştır . Aristoteles , sanki bugünkü post-modernlere cevap verircesine , rastlantının sanat olarak nitelendirilemeyeceğini yazmıştır ( Aristoteles , Metafizik ) .Plotinus , iyi ve güzeli beraber tartışmış , bu anlamda sanatın işlevini “iyiye yönelme” olarak tanımlamıştır . Şöyle der Plotinus : “İyi , güzele gereksinim duymazken , güzel iyiye gereksinim duyar . İyi , gerçeklik bakımından güzelden önce gelir “ .

Rönesansla beraber söylemler iddialılaşır . Goethe , “Dünyadan kaçmanın en güvenilir yolu sanattan geçer , dünyaya sıkıca bağlanmanın da … “ derken aslında sanatın gücünü ve diğer yaşamsal öğelerle beraber oluşan insan tercihlerinin belirleyiciliğini göstermektedir . Nietchsze ise , sanat eserini “yüce” olarak nitelendirmiştir . Santayana , güzelliğin , “bir şeyin niteliğinden duyulan hoşlanma “ olduğunu savunmuştur . Tiyatro yazarı Brecht , sanatın yaşamı daha iyi kılma özgürlüğüne dair söz etmesi gereğini vurgulamıştır . Lukacs ise , snatın içinden çıktığı toplumun çelişkilerini taşıyacağını ve bunu aşamayacağını belirtir ( Lukacs , Estetik ) . Albert Camus , sanatın sürekli bir yeniden yaratım olduğunu vurgulamış ve sanatsal isteğin , olanaksıza duyulan istek olduğunu vurgulamıştır . Camus’un değindiği hakikate ulaşmanın imkansızlığı ile beraber çeşitli nihilist açılımlar da yapmaya uğraşmıştır .

Marx , sanatı bir emek ürünü olarak nitelendirir . Sanat yapıtı bir amaçtır . Ayrıca Marx’ın teorilendirdiği toplumsal sistemde sanatçı yoktur [5].
Lukacs’ın ise , sanatta Marx’ın maddeciliği ile Hegel’in tinciliğini buluşturmaya giriştiği kabul edilmektedir .

Frankfurt Okulu [6]mensupları da duruma sınıfsal bir pencereden bakarak , sanat ve politika düzleminde tahlililer yapmışlardır . En çarpıcı tartışma ise , sanatın değiştirici dönüştürücü rolü üzerinedir ( dipnot 2 ve 3 ) . Walter Benjamin , sanatın yarar gözetmesi gerektiği üzerinde durmuş ve eskiden temelini ritüelden alan sanatın şimdi kendine başka bir pratiği de temel aldığını belirtmiştir : siyaset .

Sanat tarihçileri , sanat tarihini doğudan batıya doğru götürürler . Çin de başlayan sanat , ilerleyen tarihlerde ( örneğin Rönesans döneminde ) Avrupa’ya kayar . Aslında kayan bir şey yoktur da sanat tarihi yazıları bize hep orayı gösterir . Eğer tarih , egemenlerin ideolojilerini yeniden üretmede kullandıkları yegane araç ise [7] bir alt dalı olan sanat tarihi de bundan pek de farklı düşünülemez . Sanat tarihi bir burjuva sanat ideolojisidir . Çünkü verilen sanat tarihi bireyci ve biçimcidir[8] . Üstün insanlar , sanatçılar bahis konusudur . Paragraflarca onlar anlatılırken , satır aralarında , toplumların sanat anlayışları belli belirsiz belirtilir . Bu yüzden sanat tarihi , referans alabileceğimiz bir nokta değildir .

Yalnızca insan edimleri sanat olarak nitelendirilebileceğinden , kurguya gereksinim duyar . Düşünebilme gücü olarak diğer canlılardan üstün olan ( şu zamana kadar ki bilgiler bu yönde ) insan , bir yansıtma biçimi olarak kullanır sanatı . Aynı zamanda bir iletişim dilidir en eski çağlardan beri . Örneğin ilkel kabileler ezgilerle haberleşmiştir . Avda başarılı olan avcı , kendini resmetmiştir bir kayaya . Tapınmalarda , tiyatroya , dansa benzer kurgulara rastlanır . Sanat Psikolojisinde de ifade edildiği gibi sanatın kişide yarattığı bir haz olmakla beraber , matematiksel estetik yasaları da vardır . Örneğin bir deneyde , küçük yaşta bir çocuğun yanında bir enstrüman ( sanıyorum piyano idi ) çalınıyor . Önce alışıldık bağlanışlar , akorlar , nağmeler çalıyor . Çocuk oyununa devam ediyor . Uyumsuz ( armoni kurallarına göre ) sesler basıldığında çocuk uyarılıyor . Yalnız burada belirtmek gerekir ki sanat tarihi aslında , uyumsuzlukların uyumlu hale gelmesi süreci olarak da tanımlanabi-
lir.

Sanat , salt bir insan edimi olduğundan , her şeyden önce insan içindir . Bu cevap da bizi aslında başka bir soruya götürür : İnsan nedir ?
İnsana dair geniş bir tahlil bu yazının konusu değil fakat şunu söyleyebiliriz ki ; insan , toplumsal ( sosyoloji ) ve bireysel ( psikoloji ) özelliklere sahip düşünen bir hayvandır [9]( biyoloji ) .

Her edim , eyleyenin eyleyebilme niteliğine , dolayısıyla özniteliğine gönderme yapar. Sanatın da bir insan edimi olduğunu referans alarak konuştuğumuzdan[10], psikolojik ve sosyolojik yönlerinin olduğunu görmeliyiz . Zaten bu gibi disiplinler
(henüz yeni olsalar da – 20.YY ) bilimin alt dallarındaki disiplinler olarak cevaplar arıyorlar . Eğer bu ikisinin birbirinden ayrıştırılmadığı [11]ya da başka bir ifadeyle;
toplumsallık ve bireysellik öğelerinin arasında bulunan ve tümel faydanın optimize olacağı noktadır sanatın tepe noktası . Zaten geldiğimiz yoldan geri dönmeye kalkarsak , yine döneceğimiz nokta insan olacaktır .






Serdar , 24 Ocak 2008


[1] Benjamin Constant
[2] Theodor Adorno , sanatın , devrimci süreçleri kendi başına oluşturamayacağını ancak değişim süreci içinde besleyebileceğini belirtir .
[3] Lukacs ise Adorno’nun tersine sanatın , toplumsal değişim-dönüşüm anlamında devrimci bir dinamik yaratabileceğini belirtir
[4] “Kontrsanat” ile anlatmak istediğim , sanatın birleştiriciliğini , göreli değiştirme-dönüştürme gücünü boşa çıkarmak , sanatın misyonsuzlaştırmak ve nihayet sıradanlaştırmak ideolojisidir . Burjuvazinin ürettiği anti-art gibi akımların açıklamaları onlara göre böyle değildir elbet . Fakat şu bilinmelidir ki burjuvazi özellikle sanatta kendi karşıtını yaratıp , muhalifini de şekillendirmeye çalışır .
[5] Marx , sanatçı kavramının toplumsal işbölümünün bir sonucu olduğunu ve işbölümünün de kişinin emeğini tek tipleştireceğini ve kişiyi , bütünü kavrama anlamında olumsuz etkileyeceğini vurgular . Ayrıca , toplumsal işbölümünün getirdiği profesyonelleşme , üretimde parçalılığı oluşturacak , üretimleriyle kendini gerçekleyen insan da artık tinsel olarak herhangi bir üretim hazzına sahip olmayacaktır . Dolayısıyla , Marx’ın teorilendirdiği toplumsal modelde , komünizmde , sanatçı kavramına yer yoktur . Başka bir çok iş ile uğraşan ve aynı zamanda sanat yapan kişi vardır .
[6] Frankfurt Okulu ,?????????????????
[7] Nietchzse , ?
[8] Hadjinicolau , Sanat tarihi ve Sınıf mücadelesi .
[9] Marx : “İnsan , düşünen bir hayvandır “
[10] Tekrara düşmek pahasına da olsa belirtmek gerekir , sanat , bilinçli bir etkinliktir . Örneğin bir hayvanın ayak izi sanat eseri olamaz ama bunun fotoğrafı olabilir . Çünkü fotoğrafta kurgu ve bilinç vardır . Hayvan ise bunun bilincinde değildir ( en azından öyle zannediyoruz ) .
[11] Toplumsallık ve bireyselliğin birbiriyle ilintili oldukları , hem günlük hayat pratiklerinden hem de tümevarım ve tümdengelim gibi temel matematiksel yöntemlerden çıkarılabilir . Özel bir politik çaba yoksa , bu iki süreç birbirini besler , ayrışmaz .


===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

1 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:

ozdaseroglu dedi ki...

Sanatı, "sanat sanat içindir" ya da "sanat toplum içindir" klişesinden kurtaran bizi bu konuda daha sağlıklı düşünmeye iten bir yazı.Teşekkürler