Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

1 Şubat 2008 Cuma

Bir ölüm bin ölüm, ikisi de aynı...

Bir ölüm bin ölüm, ikisi de aynı. İkiside bir son ve başlangıcı olup olmadığı meçhul bir son her ne kadar her son bir başlangıç olsa da.
O kadar çok insan oldu ki artık yeryüzünde. İnsanın değeri çokluğuna oranla azaldı. O kadar çok müzik yapıldı ki; müzik artık o kutsal görevinden istifa etti en sonunda. O kadar çok aşk yaşandı ki; destanlar yazılmaz oldu. O kadar çok insan oldu ki dünyada; dünya artık silkelenmeye başladı sanki buna dur dercesine..
Yer-gök sarsılmalı artık, o kadar çok insan kendileri dahil herşeyi tüketmişken, bir sona gelindiği apaçık ortadayken artık mucizeler zamanıdır -kötü huylu mucizeler-. Mucize dediğim, daha önce olmayan ve olması imkansıza hep yakın duran.
Hadi bana sen bir mucize ver şimdi, şu an, hadi...
İnsanlar. Birbirlerini, birbirlerine hayvan dedikleri için katleden insanlar. Birbirlerini ezdikleri için birbirlerini ezen insanlar. Ne doğa yeşili, ne doğa mavisi, ne doğa kırmızısı. Ten renginde milyonlaştıkça milyonlaşan insanlar ve gittikçe grileştiren dünyayı.
Soğuktu gece, su olsan ve dursan donardın ve sen bir susun unutma o yüzden durma,donarsın. Doğdun. Nedense doğdun işte. Belki de hiçbir nedeninin olmadığı düşünmek seni nedene daha çok yaklaştıracak, bunları düşünme. Bir adam varmış. Günün birinde, hiç beklemediği bir ânda kendini bir ağacın dibinde bulmuş. Kendini tüm herşeyi düşünürken bulmuş. Kendini kendinde ararken ağaç dibinde bulmuş. Sonra unutmuş kendini, onu o ağaç dibine getiren neydi, onu düşünmüş. Bir karanfili düşünmüş, bir nergisi ve yürüdüğü yolu düşünmüş. O yaşına kadar yaşadığı her ânı hatırlamış. Bir o kadar daha yaşlanmış. Eni boyu büyükçe ağaçmış dibinde durduğu. Gözlerinin kapalı olduğunu anladığında açmış gözlerini, kafasını yukarı kaldırmış. Önce parıldayan göğü görmüş yapraklar dallar arasından. Sonra ağaca bakmış dibinde yaşlandığı. Minnet duymuş ilk kez bir şeye ve o bir şey o ağaç olmuş. Rüzgar esmiş o ân; onun artık ordan kalkması gerektiğini hatırlatırcasına. Adam da bir babanın sözünü dinler gibi metanetle kalkmış ağacın dibinden.
Kaldır başını ve dik yürü. Yerden korkmak ölümden korkmaktır biraz da. Ölümden korkma..
İnsan, kuralcıbaşı. Çoğaldıkça öldüler, çok doğdular az öldüler. Kimi yaktı, küllerini avuçlarıyla suya dağıttı. Kimi bıraktı doğaya, doğa kemikleri bıraktı sadece zamanla, o kemiklerini ezdi birer birer ve kemik tozlarını saldı yine doğaya. Kimi, sarıp sarmaladı ve korudu ölümsüzcesine. Kimi yıkadı ve gömdü toprağa, ilk gün üstünü toprakla örttü. Sonra belli zamanlarda yine aynı yere çiçeklerle geldi. Çiçek de dikti oraya. Bir çiçek gibi yenidenleşsin istedi belki de. Çıksın topraktan kökleri oraya bağlı bir şekilde.
Ve kaderi buldu insan. Tekerlek gibi, labma gibi, telefon gibi, araba gibi. Kaderi keşfetti, keşfini yaşadıkça ağzından zevk salyaları aktı. Mutluluk krizlerine girdi insan, anlamını bilmediği yaşamını anlamını bilmediği bir şeye vakfetmekle.
Önce taşları oydu. Sonra daha büyük taşları oydu. O kadar güzel oyduki bunu bir insanın yapabileceğine inanmadı.
İnsan, dinlemedi. Duydu ama dinlemedi. Kendi dışında hiçbir şeyi dinlemedi. Çünkü dinlemek aşktır biraz da. Dinledikçe anlar insan. Anladıkça değişir. İnsan değişti ama sadece kendini dinleyerek.
Yaşamak öyle bir hal aldı ki, ölmeyi istedi insanlar. Birbirlerinin yaşamlarını yaşanmaz hale getirdikçe uzaklaştılar birbirlerinden. Kimse kimse sevmiyordu, zaten sevmek insan eliyle yapılması imkansız bir heykel gibi insanın vücud şehrinde bir müzede duruyordu. Ne gariptir ki; kimsenin elindeki anahtar kendi müzesinin kapısını açmıyordu ve kimse bunun bir mucize olabileceğini düşünmedi. Herkes elindeki anahtarın kapısını aradı durdu nicedir. Kimi denedi anahtarı bazı kapılarda, uymadı anahtar, üstelemedi. Kimi üsteledi, yara aldı canlar. Kiminin anahtarı birkaç kapıyı açtı, kimininki daha fazlasını. Kiminin anahtarı sadece bir kapıyı açtı diğerlerine hiç uymadı.
Yaşamak için verilen mücadelenin amacı sadece kanın damarlarda akması için, sadece nefes almayı sürdürmek için değil diye düşünmüştü büyük ve geniş ağacın altında yaşlanan adam. Ve yaşamanın sadece nefes almak olmadığı kalbinin şehrinde hissedip; bundan haberi olmayan bir başkası için bile, sırf bunu böyle bildiği ve anladığı için yaşamını ortaya koyan insanlar oldu, geldiler ve unutulmadılar. İnsan eliyle yapılması imkansız gibi görünen bir şeyi yapmaya çalıştıkları için öldüler ve gömüldüler. Gömüldükleri yerlere çiçekler ekildi ve çiçekler renkli renkli yüzlerini güneşe döndüler.
“İndir kasketini insanlar geçerken” demişti biri. Ne güzel demişti...

özdaş
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: