Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

11 Mayıs 2008 Pazar

NÜKLEER SANTRAL – Deneme –

Nükleer lobi “Mersin-Akkuyu’da nükleer santral” fantezisini hayata geçirmeye çalışıyormuş. Susmak olmaz.

Nükleer enerji , reaktör içerisinde Uranyum ve Toryum elementlerinin parçalanması sonucu meydana çıkan yüksek miktarda enerjinin , bir takım işlemler sonucu elektrik enerjisine çevrilmesiyle elde edilen enerjidir .Nükleer santraller de bu enerjinin elde edildiği buna karşılık da radyoaktif atık elde edildiği enerji üretim merkezleridir.

Nükleer santralimiz mi olacak?Bilindiği gibi pek çok teknolojik icat gibi nükleer santrallerin de kuruluş amacı askeri idi. Dolayısıyla nükleer teknoloji, çıkış olarak savaş teknolojisidir. Şimdi birisi kağıdın ortasından çıkıp “ne güzel işte bizim de nükleer silahımız olsun, herkesin var” diyebilir. Bu mantık hem gideceği yer itibariyle çok tehlikeli hem de çok saf bir akıl yürütme. Her iktidarın ABD’den icazet alıp başa geldiği Türkiye’de, kurulacak nükleer santralden kimlerin nemalanacağının anlaşılması zor olmasa gerek. Yapılacak silah yine küresel iktidarın istediği doğrultuda kullanılacak. O zaman bundan “bizim” diye bahsetmek aptallık olur.

Nükleer Lobi
Tüm dünyada nükleer yanlısı faaliyetleri destekleyen, “nükleerci aslan akademisyenleri” ödüllendiren ( $ ) bir nükleer lobi faaliyeti var. Bu tip akademisyenler nükleer santrali yerlere göklere sığdıramıyor konferanslarda, tabi komik de oluyor bazen kimisi. Hatırladığım kadarıyla NÜKSEM 2007’deydi. Bizim üniversiteden bir akademisyen Gazozla, ütüyle,röntgenle ne bilim işte bokla püsürle, nükleer santralleri kıyaslıyor radyoaktivite yönünden ve bizim gündelik hayatta sürekli kullandığımız ya da maruz kaldığımız bütün bu nesnelerin nükleer santralden daha tehlikeli olduğunu öğreniyoruz !!!

Enerji açığı mı?
Bir başka tartışma da Türkiye’nin enerji açığı ile ilgili. Pek çok istatistik, açıklama, elektrik kesintileri v.s. ile kafamıza kazınmış bir durum. Herkesin ağzında bir “enerjiye ihtiyacımız var” görebiliyoruz. Devletin enerji politikasını belirleyen kurumlarının geçmişten bugüne enerji gereksinim tahminlerinde %50’ye varan yanılmalar gerçekleşiyor.

Köylerden al otellere ver
Biliyorsunuz ege’de yaz aylarında otellerde lüks tüketim sonucu elektrik ihtiyacı oluştuğunda köylerin elektriklerini keserler. Nasıl ama? Elektrik saatinin mühürlenmesi pek çok kişinin başına gelmiştir. Birkaç ay ödenmemiş bir borç için. Peki hiçbir büyük sanayi kuruluşunun elektrik saatinin mühürlendiğini duydunuz mu? Hem de pek çoğu elektriği kaçak kullanıyor. Büyük sanayilerdeki kaçak elektrik kullanımına karşı duran ve defalarca sürgün edilen Hasan Balıkçı’nın nasıl öldürüldüğünü biliyor musunuz?

Enerjideki en büyük sorun, enerjinin azlığı, kullanım biçimi falandan ziyade ülkede halkın yararına oluşturulmuş bir enerji politikasının olmayışıdır. Bir ülkenin enerji politikası önce kendi imkanlarını değerlendiren bir noktadan başlamalı,toplumsal yarar gözetmelidir. Nükleer santral dışa bağımlı bir teknolojidir. Burada dışa bağımlıdan kasıt, nükleer teknolojiyi ellerinde bulunduran emperyalist-kapitalist ülkelere bağımlılıktır.

Türkiye’deki toplam elektrik tüketiminin %25’ini meskenler %45’ini büyük sanayi kuruluşları gerçekleştiriyor. Hidroelektrik santrallerimizin çok düşük kapasite ile çalıştırıldığını, bakım ve onarım faaliyetlerinin yapılmadığını, elektrikteki kaçak ve kayıp miktarının yaklaşık %26 olduğunu da belirtmek gerekir. Aynı zamanda ülkemizin, istatistiklerden ve ön çalışmalardan da anlaşılacağı üzere oldukça elverişli olduğu rüzgar, güneş v.b. yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji elde etmeye yönelik herhangi bir girişimi de yoktur.

Çevre tahribatı
Santrallerden aklımızda kalan yalnızca büyük nükleer kazalar( Çernobil , Three Mile ... ) değil, çevreye ve sağlığa verdiği tüm zararlar. Bu çevre tahribatı aslında bu yazının konusu değil. Zaten çok geniş bir konu. Sadece nükleer santrallerden kaynaklı değil, pek çok sanayi uygulamasının yarattığı çevre tahribatı ancak bu alanlardan paraları cebe indirenlerin zihniyetiyle açıklanabilir. Daha fazla para kazanmak, daha fazla zenginleşmek için doğanın sınırsız ve kuralsız kullanımı. Fakat, kendi sonunu hazırlayan bir zihniyettir bu. Hem çevre talanını yapan hem de ‘Ulak”ta da üstüne basa basa söylendiği gibi bunları görüp de sesini çıkarmayanlar bu yok oluşun hazırlayıcılarıdır.

Atık Sorunu
Bir başka sorun da atık sorunu … Santralden çıkan radyoaktif atık nereye ve nasıl gömülecek. Hemen nükleerciler açıklıyor: Kurşun plakalarla yerin bilmem kaç metre altına beton blokların içinde gömülecek. Neyse ki kimya dersi aldık da bunun, atığın toprağa karışmasını engelleyecek bir yöntem olmadığını anlıyoruz. Peki bu atıklar nereye gömülecek. Tabi ki varoşlara, 3.dünya ülkelerine… Hem de bu bölgelerin idari yöneticilerinin cebine de 3 kuruş sıkıştırarak. Karadeniz’de gemi batırma muhabbetlerini hatırlatmak isterim. Malum çok belleksiz bir toplumuz.

Sonsöz
Evet, enerjiye ihtiyacı olan birileri var. Ama halk değil enerjiye ihtiyacı olan. Daha fazla artı-değer (kar diyelim) elde etmek için kullanacak olan bir grup insan ( ki onlara tarihsel anlamda “burjuvazi” deniyor ) bu enerjinin talibi. Özellikle son 20 yıldır sürdürülen ve AKP ile ivmelenen ekonomi politikalarıyla orta sınıf sanayici esnaf bitirildi. Ancak uluslar arası tekellerle işbirliği içinde olanların ayakta kalabildiği bir tasfiye süreciydi bu. Tabi bu uluslar arası tekeller sadece üretimle uğraşmıyorlar. Tüm dünyadaki etnik-dinsel çatışmaları örgütlüyor, halkları birbirine kırdırıyorlar. Kendi üretimlerinin önce kültürel altyapısını oluşturuyorlar ki buna da kültür emperyalizmi deniyor. Dolayısıyla, nükleer enerji temiz enerji bile olsa faydalanacakların temiz olmadığı, bir “temiz eller operasyonu”nun acilen gerektiği bir dünyadayız.


-------------- Serdar ----------
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: