- Kopuk bir deneme -
“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” demiş şair . Yaşananlar gerçekten de bıraktıklarıyla mazi oluyorlar . Kimi bir fotoğraf karesi olarak , kimi de kafanda saniye saniye tekrar oynatabileceklerin olarak kalıyor . Kimi yaşanmışlığın öncesindeki ben ile sonrasındaki ben arasında epey fark vardır . Yaşanan devirmiştir zihindekileri . Aslında yaşanan devirmemiştir aracı olmuştur. Devrim ile devrimciyi birleştirmiştir.
Üniversite yılları nasıl da akıp gider . Bir bakmışsın bölümden 2-3 hocanın dedikodusuyla , “bilmem ne” nin dersindeki kağıt değiştirme macerası , tutan iddia kuponunun yatırılmasının unutulması geyikleri, Msn sabahlamaları, her gece zoraki sarhoşluk, akşamlara kadar uyku , “ ’Leyla’lık” , hem içinde hem gökyüzünde, sürekli mahmurluktan sebep bir bulanıklığın hakimiyetiyle geçmiş pek çok öğrenci için zaman.
Elbette, bir bahar günü iyimser bir tablo çizmek isterim ben de hayata , yaşananlara dair ki biliyorum , bunlar umudu olacaktır yarının . Hani baharda “ota boka” aşık olurdun , “havadan,mevsimden” derdin de kılıfı oluyordu ya . Yerinde duramazdın, adlandıramadığın bir kıpır kıpırlık sarardı vücudunu o da yeniye koşmanın sebebi olurdu. En ufak bir fiilden bile koca mutlulukları çıkarabilirdin. Tüm bu duygular körleşme eğilimine girdi. Zaman bizim sevgi damarlarımızın kanatıldığı bu zamansa bu mevsimden bahar diye bahsetmek de saçmalaşıyor zihnimde .
Sürekli “Ahmet’ten nasıl daha yüksek not alırım”ın hesabını yaparak yaşadığıma göre artık çetin bir savaşın içindeyim demektir . Bu savaşta kimse taraf değil . Ya da herkes kendinden taraf gibi gösterilmeye çalışılıyor . Bu bize empoze ediliyor, “her koyun kendi bacağından asılır” deniyor . Bu savaşa tüm katılanlar yenilen olacaktır. Tabi ellerini Gargamel kıvamında ovuşturanları saymazsak. İyi de niye saymayalım var olanı?
Gargameli Şirinlerden çıkartmak, yokmuş gibi davranmak, liberalize bir saflık, Heidi ayarında bir börtü-böcekçilik, zehirli bir “küçük burjuva anarşişt” anlayıştan başka bir şey olmaz . Evet gargameller dünyayı yönetiyor . Dünyanın sahibi olmaya her gün bir adım daha yaklaşıyorlar . Onların asıl derdi sahip olmak . Sürekli arttırmak sahiplikleri … Bugün için dünyadır mevzuu fakat yarın , uzayda herhangi bir gezegen sahibi olabilmek için olacaktır bütün bu bize halk savaşları diye yutturulan paylaşım savaşları .
Bütün bunların anlamı nedir diye düşünmeye kalktığımızda yani özel mülkiyete dair basit bir tarihsel akıl yürütme yaptığımızda, önümüze gelecek ilk tahlil bütün çizgilerin zorbalıklarla çizildiğidir. Kızılderili soykırımı ile bu çok yakın tarihte de görüldü.”Beraber üretelim beraber yaşayalım” teklifi karşısında, “Siz üretin biz tüketelim” emperyalist-kapitalist zihniyetiyle soykırımı gerçekleştirenler unutuldu mu? Sonra aynı zihniyet üretimden pay almak için Irak’ı işgal etmedi mi ? Dünyanın dört bir yanında halkları birbirine düşman etmedi mi? Kendi kukla devletlerini darbeler yoluyla kurdurtmadı mı?
Evet galiba böyle şeyler duymuştum ama pek hatırlamıyorum . Çünkü toplum olarak artık belleksizleştirildik. Kitaplarımız yakıldı her darbe seansında. Umudumuzu besleyecek her yaşanmışlık tarih sayfalarından bir bir silinmeye çalışılıyor .Tarihi yeniden yazılıyor.Peki biz ne zaman tarih yazar olacağız?
Bu anlamda entelektüel dinamo görevi görmesi gereken üniversitelerin ise en sistematik olarak verdiği şey ise “geleceksizlik”. Geçmişinin ve geleceğinin olmadığı bir zaman süreksizliğindeyiz. Zamanlar birbirinden kopartılmış, insanlar birbirinden uzaklaştırılmış. Şimdiki zamanda düşüyoruz.
Piyasa psikologlarının anı yaşamak kavramının içini boşaltarak insanlara her gün pompaladığı safsatalarla liberalize edilen zihinlerin, bıcır bıcır giyinip, kariyer günlerinde yanındaki arkadaşını mülakatta nasıl alt edebileceğinin hesaplarını yapması, yabancılaşma sürecinde sıranın kişinin kendi içine geldiğini, toplumsal şizofreninin ne durumda olduğunu göstermektedir.
Her yıl milyonlarca ÖSS’ci hayaller kuruyorlar ve makineye giriyorlar. Makinenin çarkları dönüyor. Özel dershaneler, özel dersler, kitap masrafı,sınav masrafı falan bu makinenin arasına para sıkışmaması için gerekli olanlar. Bir çok kişi bu sınavın koca bir balon olduğunu anlamadan hayallerini yeniden kurmak üzere seneye bırakıyor. Tabi parası varsa. Paran yoksa hayalini de al ananı da al git derdi herhalde ampul Tayyip olsaydı bu satırları yazan.
Onca hayallerle geldiğin üniversitede çeşitli merkezi alanlara sırf devrimci öğrenciler oturmasın diye ağaçlar dikilip etrafı trafik şeritleriyle çevrilerek “siz de odun olun” öğüdü veriliyorsa , şarkı söylemen, halay çekmen kendini çeşitli yazınsal ve sözel yollarla ifade etmen birileri tarafından hoş karşılanmıyorsa , birileri sen konser yapmayasın diye üşenmeyip tüm okulun elektriğini kesiyorsa, birileri Akdeniz Üniversitesi’ndeki olaydan da teyit edildiği üzere ülkücü- faşist grupları koruyan polislerin üniversitedeki varlığını rahatça içleştirebiliyorsa ki bu “birileri” de o üniversitenin yönetim birimleriyse bu üniversiteden bize ne kalır ?
Zaman hiç de iyiye akmıyor. Su akıyor ama bu suyun yatağını bulmayı bırak kendini bulacak takati yok. Gerçi yatağına doğru akmaya başladığında kendisini de bulacaktır ya aslında , bu da başka yazının konusu olsun .
Su biziz . İnsanlar. Akışımız da zamanın kendisi. Fakat bu akış bize karşı bir akış. Ama bilmeliyiz ki bir karayel yakalayabilirsek tüm dünyayı saran, kendi gemimizi inşa edip güzele doğru olan yolculuğumuza başlayacağız .
--------- Serdar ---------
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder