Anayasa Üzerine
Önce genel seçimler, sonra cumhurbaşkanlığı seçimleri, şimdi ise anayasa değişikliği.
Anayasanın değiştirilmesi için gerekli koşullar
1982 Anayasası’nın 175. maddesine göre : Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.
550*2/3 = 366.6667 yani yuvarlayalım 367. (yine mi?)
22 temmuz’da yapılan son seçimler sonunda AKP, 341 milletvekiliyle meclisin yaklaşık %60’ını kapladı. (bu ne orantısızlık diyenler var sanki) yani bu demek oluyor tekrardan kulisler ve kapalı kapılar…
AKP’nin yeni anayasa girişimi özellikle bazı çevrelerde ‘anayasamız sivilleşiyor. Artık demokratikleşiyoruz’ şeklinde yorumlara neden olmakta.
Bu yazıda tartışmak istediğim şey ise tam bu noktada ortaya çıkıyor: ‘her sivilleşme iyi midir’ ‘sivilleşme=demokratikleşme midir’
Başlayalım tartışmaya
Kavram olarak sivil ‘askeri olmayan. Asker sınıfından olmayan (kimse). Özel bir biçimde olmayan, üniforma olmayan (giysi) … ‘ demektir.
Bu kavram tek başına oldukça sorunludur. Sorun yalnızca bir kıyafet ya da üniforma sorunu da değil. Sorunun kendisi ‘tepeden inmecilik’tir. Bir adam asker sınıfından değildir; ama demokrasiden bihaberdir ya da üniforması yoktur; üniformalaşan bir beyne sahiptir. Demokrasi ciddi bir kavramdır. Özümsemesi ve benimsetilmesi zordur. Demokrasi de temel kavram halktır. Köken itibariyle de demokrasi (demos-kratia) halk iktidarı (egemenliği) anlamına gelir. Tarihsel süreç içerisinde demokrasi kavramı geniş bir anlam kazanmış ve içinde bir çok hakkı barındırmıştır: insan hakları, siyasal haklar ve özgürlükler, sosyal haklar, ekonomik haklar…
Ama günümüzde uygulanış şekliyle demokrasi, küçük bir grubun kendi çıkarlarını elindeki medya aracıyla halka dayatarak onaylatması haline dönüştürülmek istenmektedir. Ama özü itibariyle demokrasi bu değildir.
Toparlayalım
Anayasa, devlet kuruluşlarının nasıl işleyeceğini nasıl örgütleneceğini belirler. Bunun yanında bireyi bireye ve siyasal iktidara karşı korur. Siyasal iktidarın keyfi işlemlerde bulunmasını engeller.
Eğer demokrasi ve anayasa kavramları yan yana kullanılmak isteniyorsa bu iki yönlü bir süreci beraberinde getirir. Birinci anayasanın yapılış süreci, ikincisi anayasanın içeriği.
- Eğer anayasa yapılırken toplumun en geniş kesimi (işçi, öğrenci, işsiz, emekli, memur, bilim adamı, eşcinsel…) bu sürece dahil edilmiyorsa ve halkın ortak asgari çıkarları gözetilmiyorsa,
- İçerik olarak insansal, toplumsal, çevresel öğeleri barındırmayı eşitliği ve özgürlüğü esas almıyorsa, sınıfsal,etnik,dil,renk… ayrımı gözetiyorsa, zulme karşı başkaldırı hakkı vermiyorsa,
o anayasanın demokrasi kısmı soru işaretleriyle kalır.
Sonuç olarak
AKP, bugünlerde bir anayasa taslağı oluşturuyor. Beraberinde bir çok tartışma da getirdi; ki daha tartışma yeni başlıyor, getirecek de. Deniliyor ki anayasa ilk kez bir sivil yönetim tarafından yapılacak.
Ama bu yetmez demokrasi/demokratikleşme için.
Katılımcı, sorun çözücü, özgürlüklere ve haklara siyasi müdahaleler etmeyen halkın haklarının savunucusu olan halkın iktidarını öngören bir anayasa yapılmalıdır.
Bu doğrultuda kimin bir şey yapmayacağı ortada kimin yapacağı ise merakla ve özlemle beklenmekte. Ne de olsa ‘ne geçmiş tükendi ne yarınlar’ ya da ‘bak işte yaklaşıyor fırtına’.
__________________ Yazı: Serkan Sağır ______________
Anayasanın değiştirilmesi için gerekli koşullar
1982 Anayasası’nın 175. maddesine göre : Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.
550*2/3 = 366.6667 yani yuvarlayalım 367. (yine mi?)
22 temmuz’da yapılan son seçimler sonunda AKP, 341 milletvekiliyle meclisin yaklaşık %60’ını kapladı. (bu ne orantısızlık diyenler var sanki) yani bu demek oluyor tekrardan kulisler ve kapalı kapılar…
AKP’nin yeni anayasa girişimi özellikle bazı çevrelerde ‘anayasamız sivilleşiyor. Artık demokratikleşiyoruz’ şeklinde yorumlara neden olmakta.
Bu yazıda tartışmak istediğim şey ise tam bu noktada ortaya çıkıyor: ‘her sivilleşme iyi midir’ ‘sivilleşme=demokratikleşme midir’
Başlayalım tartışmaya
Kavram olarak sivil ‘askeri olmayan. Asker sınıfından olmayan (kimse). Özel bir biçimde olmayan, üniforma olmayan (giysi) … ‘ demektir.
Bu kavram tek başına oldukça sorunludur. Sorun yalnızca bir kıyafet ya da üniforma sorunu da değil. Sorunun kendisi ‘tepeden inmecilik’tir. Bir adam asker sınıfından değildir; ama demokrasiden bihaberdir ya da üniforması yoktur; üniformalaşan bir beyne sahiptir. Demokrasi ciddi bir kavramdır. Özümsemesi ve benimsetilmesi zordur. Demokrasi de temel kavram halktır. Köken itibariyle de demokrasi (demos-kratia) halk iktidarı (egemenliği) anlamına gelir. Tarihsel süreç içerisinde demokrasi kavramı geniş bir anlam kazanmış ve içinde bir çok hakkı barındırmıştır: insan hakları, siyasal haklar ve özgürlükler, sosyal haklar, ekonomik haklar…
Ama günümüzde uygulanış şekliyle demokrasi, küçük bir grubun kendi çıkarlarını elindeki medya aracıyla halka dayatarak onaylatması haline dönüştürülmek istenmektedir. Ama özü itibariyle demokrasi bu değildir.
Toparlayalım
Anayasa, devlet kuruluşlarının nasıl işleyeceğini nasıl örgütleneceğini belirler. Bunun yanında bireyi bireye ve siyasal iktidara karşı korur. Siyasal iktidarın keyfi işlemlerde bulunmasını engeller.
Eğer demokrasi ve anayasa kavramları yan yana kullanılmak isteniyorsa bu iki yönlü bir süreci beraberinde getirir. Birinci anayasanın yapılış süreci, ikincisi anayasanın içeriği.
- Eğer anayasa yapılırken toplumun en geniş kesimi (işçi, öğrenci, işsiz, emekli, memur, bilim adamı, eşcinsel…) bu sürece dahil edilmiyorsa ve halkın ortak asgari çıkarları gözetilmiyorsa,
- İçerik olarak insansal, toplumsal, çevresel öğeleri barındırmayı eşitliği ve özgürlüğü esas almıyorsa, sınıfsal,etnik,dil,renk… ayrımı gözetiyorsa, zulme karşı başkaldırı hakkı vermiyorsa,
o anayasanın demokrasi kısmı soru işaretleriyle kalır.
Sonuç olarak
AKP, bugünlerde bir anayasa taslağı oluşturuyor. Beraberinde bir çok tartışma da getirdi; ki daha tartışma yeni başlıyor, getirecek de. Deniliyor ki anayasa ilk kez bir sivil yönetim tarafından yapılacak.
Ama bu yetmez demokrasi/demokratikleşme için.
Katılımcı, sorun çözücü, özgürlüklere ve haklara siyasi müdahaleler etmeyen halkın haklarının savunucusu olan halkın iktidarını öngören bir anayasa yapılmalıdır.
Bu doğrultuda kimin bir şey yapmayacağı ortada kimin yapacağı ise merakla ve özlemle beklenmekte. Ne de olsa ‘ne geçmiş tükendi ne yarınlar’ ya da ‘bak işte yaklaşıyor fırtına’.
__________________ Yazı: Serkan Sağır ______________

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder