TIKANMA
BİLİM, ETİK, İDEOLOJİ, SİYASET EKSENİ
TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU adlı yazıyı yazarken şunu özellikle belirtmiştik. Her ne ifade ederseniz edin, amacınız toplumu ileriye taşıyacak bir devrim ise bu elde güçlü verilirle, araçlarla, hamlelerle bilimsel bir yöntem izleyerek ve etik davranarak sonuca ulaşmaktır. Yaşam bunları niye ifade ettiğimizin haklılığını kanıtlamak için adeta bizi sınıyor. Bu görüşleri ortaya koyarken dogmatizmin, anti-bilimselliğin, etik dışı davranışın bize jet hızıyla ulaşması doğa yasalarının nasıl mükemmel işlediğini şaşırtarak gösteriyor.
Sosyalist Devrim yolunda mücadelenin sonuca ulaşması için onu bilimsel bir zemine oturtan Marx’ın katkısını yeniden hatırlatıp, Marksizmin Marx’ın sözleri olmadığını; ondan sonra gelen sosyalist önderlerin ve savaşçıların pratiklerinin onu daha ileri bir noktaya taşıdığını ve nihai bir nokta konulmadığını yaşanan pratiklerle görüyoruz. Bilimsel Sosyalizmi inşa ederken ve ona uzanan yolu döşerken kısaca yöntemlere deyinelim: bilimsel bilgi bir dizi yöntemler sonucu elde edilir ve bu bilgi sistemli, nesnel, tutarlı aynı zamanda eleştiriye açık olmalıdır. Bunu ortaya koyan kişi ise en başta etik kurallara uymak zorunda ve insancıl olmak zorundadır. Saklanan, ortaya çıkmayan gerçeği vurgulamak, önündeki sis perdesini kaldırmak, sahtekârlığa, aldatmacaya, yalana karşı sürekli gerçeğin gücünü bilerek savaşmak bir devrimcinin görevidir.
Zavalılığın fenomeni
Fenomen kelime anlamıyla şaşırtıcı ve hayret verici anlamında da kullanılmaktadır. Siyasi tartışmalar karşısında bizleri şaşırtan o kadar çok şeyle karşılaşıyoruz ki. Israrla yanlışta ısrar eden ve bilimsel zemine oturtmaya çalışan, ‘ben söyledim oldu’ deyip tartışmaya noktalandırmaya çalışıp dogmalar yaratan, yorumlarken külhanbeyi üslubu takınmak ta tamlayanımız ‘zavallılık’ oluyor. Zavallığın fenomeni tartışma düzleminde elindeki barut bitince, gerçeğin karşısında yanlışta ısrar edip acizleştikçe biçim değiştiriyor. Kurt adam hikayesindeki metafor gibi vahşileşiyor ve saldırı başlıyor.
Yöntemler dizgesi içerisinde etik ve bilimsel düzlemi hiç sayarak aşağılama, hakaret, küçük görme davranışları ifade eden kişinin ya da anonim ortaklığın başarısızlığının, güçsüzlüğünün ve bu süreç zarfında niyetini de belirtmektedir. Amaç toplumun yararından çok kişinin ve anonim ortaklıkların egolarının ön plana çıktığı kişisel bir yarar oluyor.
Bizler bu tartışmaları ne için yapıyoruz? Birbirimizin ayağını kaydırmak, kişisel menfaat sağlamak için mi yoksa devrim için daha donanımlı, yüksek bilgiye ve ahlaka sahip, yaratıcı ve üretici bireyler yaratıp bu bireyci dünyanın kurallarını aşıp, kirlilikten kendini sıyıran, her türlü düşkünlüğe karşı ayakta dimdik durmaya çalışan yürekli, namuslu devrimci bir gençlik mi yaratmak?
Görevimizdir, her türlü gayri ahlaki davranışı, tutumu, yalanı teşhir etmek. Wilhelm Rich Dirimin Öldürülüşü adlı kitabında toplumsal dirimin nasıl öldürüldüğünü sistemin insanları nasıl hastalıklı yapılar hale getirdiğini, toplumsal vebanın ilişkiler bağlamıyla insanlara sirayet etmesini ve bunun engellenmesi için bireylerin ve bu bireyler topluluğunun kararlı ve devrimci mücadelesini öngörüyor. Tek bir çürük limon, bütün limonları çürütmeye yetiyor. Pratik ise sonuç itibari ile ne yapılmasını gösteriyor, çürükler ayıklanmalı.
Ürettiğiniz şey ne olursa olsun önce sizi ve sonra toplumu aydınlatacak nitelikte olmalıdır. Topluma ışık olacak bilimsel bilgi kişisel tartışmanın, çekişmenin bir ürünü olamaz. Yoksa o sıra yozlaşır, iş bambaşka bir mecraya gider ki, düşkünlükten kimse kurtaramaz. Bilimsel bilgi kisvesinde nefret içeren yazılardan anlaşılan tartışmanın diğer tarafını aynı düzleme çekmektir. Buna gelmeyince nefretin dozajı arttırılır, tahrik hakarete varır. Çünkü karşı tarafta da kişilere, ideolojiye veya siyasete karşı bir nefret duygusu olmalı ki kendi nefretleri meşrulaşabilsin. Nefretin olduğu yerde artık akılcı düşünce kalmaz, sevgi ve gerçeklik arka plana atılır, önemli olan nefretin bilgisi ya da bilginin nefretleşmiş yüzü ile üstünlük kurmaktır. Bizim Fenomenlerin tipik özellikleri.
Yitik Solcular
Emperyalizmin arka kapı bekçileri Sol Liberal aydın-cıklar ezilen dünyada görevlerini harfi harfiyen yerine getiriyor. Başarılarını liberalizmle arasına mesafe koyan kendisine Marksist-Leninist diyen insanlardaki söylem ve pratiklerinde görülebilir. Türkiye Devrimi üzerine yapılan hararetli tartışmalar ideolojik yönelimleri tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Meselenin özü Milli Demokratik Devrim ya da Sosyalist Devrim tezinde bir uygulanabilirlik tartışması değildir. Bu tartışmalar sonucu ortaya çıkan öfke nöbetlerinin sırrı Milli sözcüğünde geçerlidir. Milli Demokratik Devrimi daha önceki TÜRKİYE DEVRİMİNİN YOLU adlı yazımızda basit, yalın ve kısaca belirtmiştik, öyle görünüyor ki bu konu hakkında biraz daha bahsetmek gerekecek. Ama bunu sona saklayacağız. Asıl meselenin Milli sözcüğünde billurlaştığını söylemiştik.
Ülkemizde milli ya da vatan sözcüğünü sarfettiğimizde ilk akla gelen ırkçılık ve faşizm oluyor. Bundaki payın ABD’nin piyonu MHP’nin ve devlet mekanizması içerisine çöreklenmiş yapıların rolünü unutmamamız gerekir. Her türlü ırkçı, faşist ifade ve katliamlar vatanseverlikle adlandırıldı. Bunu ele alan entelektüellerimiz bilimi ağlatırcasına George Washington imzalı bilimsel tespitleriyle Milli olan tüm yapıları faşizmin, gericiliğin, ilkelliğin kaynağı olarak sundu. Emperyalizmin ideologları Türkiye’li Devrimcilerin kullanabilecekleri tüm unsurları kötücülleştirip onların elerindeki araçları alıyor, halka ulaşmasını ve kök salmasını engelliyip kendi belirlediği bir kanal içerisinde hareketlerini kontrol etmeye çalışıyor. Emperyalizmin bilinçlere yönelik bu saldırılarına karşı uyanık ve donanımlı olmak bugün çok daha gerekli.
Sistematik bir biçimde milli değerlerin kirletilmeye çalışılması onları kirletmez. Onlar bir ulusu oluşturan olmazsa olmazıdır. Dünyada başarıya ulaşan tüm devrimci hareketler kendi milli değerlerine ve vatanlarına sahip çıkarak halkla bütünleşmiş ve onu ileriye taşımıştır. Milli değerlere geri, ilkel ve kapitalizmin çıkarına olduğunu düşünenler bugün küreselleşme denen emperyalizmin ideolojik destekçisi troçkistlere benzemektedir. Stalin Kızıl Orduya seslenirken Kuduzof’un askerleri diye seslenmektedir. Kuduzof kimdir? Çarın ordusunda bir komutandır. Sosyalist olmadığı ve çarın bir komutanı olduğu halde Stalin neden onun adıyla askerlerine seslenir? Neden bir sosyalist önderin adıyla seslenmez. Çünkü o askerlerin vicdanında, hafızasında Kuduzof yatar, onun askeri yeteneği ve komutası vardır. Mao devrimi gerçekleştirirken ideolojik düzleminde önce milliyetçi önder Sun Yat-Sen’i anar. Devrimi yaparken ülkenin her bir yanına onun heykellerini diker. Mao neden Milliyetçi Sun Yat-Sen’i sahiplenir, sosyalizm savaşı yaparken ideolojisinde onu ilk adım olarak nasıl alır? Chavez neden küçük burjuva önderi olan, asker Simon Bolivar’ı sahiplenir. Devriminin adını neden Bolivarcı devrim koyar. Bolivar sosyalist miydi? Elbette hayır. Onların sosyalist olmaması, küçük burjuva, milliyetçi olması değersiz kılmıyor. Çünkü Marksist-Leninistler bilir ki sosyalist devrimin gerçekleşmesi için o topraklar üzerinde topluma ışık olmuş, kısmide olsa ilerletmiş önderlere ve o ülkenin ilerici ve bütünleştirici diğer değerlerine sahip çıkar, bunların üzerinden toplum bir üst aşamaya geçirilir. Yaşanmış ve yaşanan pratikler sapa sağlam karşımızda durmaktadır.
Diğer ülkelerde yaşananlara eyvallah diyenler söz konusu Türkiye olunca teklemektedir. Emperyalizm ve yerli işbirlikçilerinin bu toplumu köksüzleştirmek için yaptığı her hamle garip bir şekilde Devrimci Sol çevrelerde de karşılık bulmakta. Bu noktada önderlik mekanizmasının siyaset içerisinde kafa karışıklığını gidermesi net ve tutarlı bir şekilde açıklama getirmesi gerekir.
Bu ülkenin tarihinde bizlerin hafzılasını kaldıramayacağı kadar kötü şeyler yaşandı. İnsanlar etnik, siyasi ve dini inanışlarından dolayı işkenceler gördü, katledildi. Kürtler sistematik şekilde asimile edilmeye çalışıldı. Darbelerle toplumların ruhu çalındı. Tüm bunlar yaşandı diye duygusal bir tutum alıp, bu ülkeye ait olan her şeye sırtımızı çevirebilirmiyi? Bir devrimcinin görevi sürekli kötü ve geri olan örnekleri öne koyup değerlendirmek değildir, ileriye taşınabilecek öğeleri kullanıp bunları değerlendirmek, devrimci mücadele içerisinde ideolojik düzlemi belirlemek, siyaseti ile birlikte ittifakları sağlayarak sonuca ulaşmaktır.
Bu halka ait olan milli değerlere sırt çevirip, bir devrim rotası tayin edilemez. O sıra emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin BOP’uyla aynı kulvara düşülür ister istemez. Emperyalizme karşıyım, sosyalistim deme ile devrimci olunmuyor, pratikler ancak insanları devrimcileştirir.
Devrim Devam Ediyor
Türkiye Cumhuriyeti Meşrutiyetten beri devam eden bir devrim süreci içerisindedir. Meşrutiyet ile birlikte bir burjuva devrim gerçekleştirilmek istenmiş, ülkede kapitalizmin yerleşmesi için mücadeleler verilmiş bir takım başarılar sağlanmıştır. Cumhuriyet ile bu yeni bir sürece girmiş ama istenilen başarıya ulaşamamıştır burjuvazi. Avrupa tipi bir burjuva devrimi ve kapitalizm tam olarak gerçekleştirilemedi. Meşrutiyetten bugüne geçen süreci Milli Demokratik devrim süreci olarak adlandırılabiliriz. Fakat nihai sonuca ulaşamamış bir tarihi yaşıyoruz. Türkiye’deki egemen sınıflar emperyalizmle olan ilişkileri nedeni ile burjuva devrimini gerçekleştirememiş ve kapitalizmi ülke genelinde tam anlamı ile yerleştirememiştir. Var olan burjuvazi işbirlikçi, komprador ve küçük yapıdaki milli burjuvazidir. İthal ikameci ve tüketime dayalı anlayış işçi sınıfının gelişememesini, ortaçağ artığı feodal kalıntıların varlığının devam etmesini sağlamıştır. Günümüzde gericileşen burjuva sınıfından böyle bir hamle beklenemez, işbirlikçi burjuvazinin amacı toplumu olabildiğince geri bir zeminde tutmaktadır. Bu durumda görev yeni dünyanın ilerici sınıfı proletaryanındır.
Bu sıra daha önce ifade ettiğimiz şeyleri tekrar etmek zorunda kalacağız. İfade ettiklerimizi algılayan arkadaşlar belki bundan dolayı sıkılacaktır, anlamayan ya da anlamak istemeyenlere karşı anlayışlı davranmalarını bekliyoruz. Amaç yazdıklarımızın doğru biçimde algılanması ve eleştirilmesidir. Proletarya kapitalizmin gelişmediği için güçlü, büyük ve bilinçli bir sınıf değildir. Ülkemizdeki işçi sınıfı profiline baktığımızda çok parçalı bir yapıda olduğunu görürüz. Herhangibi iş kolunda çalışan işçiler farklı yasalara tabi tutularak parçalı bir yapıya bürünmektedir. İşverenin amacı aynı işyerinde çalışan ve farklı ücretlere tabi olan bu işçilerin birliktelik göstermemesi sınıf bilinciyle hareket etmemesidir. Bu parçalılık, yarı zamanlı ve lümpen işçilerin varlığı sosyalist devrimi yapacak sistemi kilitleyecek bir işçi sınıfını yaratamıyor.
Peki, bu süreçte emperyalist-kapitalist sisteme karşı nasıl mücadele verilecek. İşte teorinin ve hangi pratiğin sergilenmesi gerektiği bu durumda ortaya konulmalı. Mücadelenin yeni işçi sınıfı denilen parçalı yapı ile yapılamayacağı ortada, o halde toplumsal mücadeleyi örgütlemek gerekli, fakat nasıl? Liberalizmin yıkım politikası karşısında mülksüzleşen geniş yığınlar, emperyalizmin dünyayı yeniden biçimlendirme yolunda attığı homojen ve kendine özgü demokratik devletçikler siyaseti ile parçalanma sürecine giren devlet ve millet nasıl birleştirilecek, hangi teori, siyaset toplumu kucaklayıp önderliği ele alacak ve devrimi gerçekleştirecek? Bu soruların cevapları akılcı bir biçimde ortaya konulursa devrime ulaşabiliriz. Yalnız burada rotayı çizerken her şeyi idealize edemezsiniz. Bu noktada fenomenlerimiz arasında obsesif hastalar gibi bir temizlik edebiyatı başlar. Siyaset, taktik ve strateji akıl oyunlarını içerir. Devrimci diyalektiği kavrayamayan yitik solcular ütopik sosyalist anlayıştan kurtulamamaktadırlar. Dünyanın gerçekleri karşısında teori ve pratik bütünlüğünü oluşturamayanlar, kendi dünyaları içerisinde kendinden menkul bir sosyalizm tasarımının hayali ile avunmaktadırlar.
Tasarladığınız devriminizin adı sosyalist devrim, sosyalist halk devrimi ya da başka bir isim olabilir. Ama nihayetinde pratiğiniz yine milli demokratik devrimin öngürdüğü şeyler olacaktır. Bu realiteden asla kaçamazsınız. Bu bir tercih meselesi değildir. Toplumsal yapılar gereği sosyalizm yolunda bir aşamadır Milli Demokratik Devrim. Dünü yorumlayamayanlar bugünkü gerçeği maalesef görmemektedir. Tekrar tekrar belirttiğimiz şeyleri yinelemek zorunda kalmamız fenomenlerimizin kısa süreli hafıza kaybı yaşadıklarını ve akıl defterinin şart olduğunu gerekliliği ortaya çıkıyor. Her ülkede uygulanabilecek biricik, kendine has bir devrim modeli yoktur. Her ülkede o ülkenin toplumsal yapısı, sömürge biçimi, emperyalizmle olan ilişkisi gereği devrimler farklı metodlar ile gerçekleştirilir. Çin, Vietnam, Cezayir devrimleri emperyalist işgale karşı ulusal direnişler ile gerçekleştirildi diye bugün bu teori geçerli değil, bu konu kapanmıştır diyenler, emperyalizmin açık işgalinin olmadığı günümüzdeki Nepal, Venezuela ve Bolivya’daki milli demokratik devrimlere ne diyecek acaba. Tarihi bilgileri özümsemeden önümüze koyanlar bırakın geçmişte kalmayı tarihsizliğin haleti ruhiyesini sergiliyorlar. Ilımlı İslamcı Tayyip Erdoğan’ın Kasımpaşalı edasıyla yaptığı açıklamaların amnezi solda aynı tutumla nasıl sergilendiğini acı acı izliyoruz. Sosyalizmin ekonomi politiğini ve pratiğini görmezden gelerek Türkiye gibi bir ülkede bunun aşama olmadan direk gerçekleştirileceğini söylemek solcuları, aptal yerine koymaktır. Ortada bugün bunu gerçekleştirecek bir teori dahi yok. Yalnızca ismini ifade edip cismin yaratılacağını iddia etmek daha baştan yenilgiyi kabul etmektir.
Milli Demokratik Devrimde milli burjuvazinin varlığı ve kapitalizasyon sürecini gösterip bunun burjuvazinin çıkarı için yapıldığını iddia etmek gayri ahlaki bir tutumdur. Sosyalizm için bugün bunun mücadelesini verenlere karşı bir ihanettir. Nepal’de Maocu gerillalar yıllarca krallığa karşı savaşıp zafere ulaştılar. Bugün ülkenin Maocu lideri öncelikle kapitalizmi geliştirmemiz gerekiyor diyor. Bir kapitalist olduğu için mi bunu söylüyor yoksa toplumun ekonomik ve demokratik olarak daha ileri bir seviyeye ulaştırıp sosyalizme geçmek için mi? Aynı şey yöntemler farklıda olsa Venezuela ve Bolivya içinde geçerli. Milli demokratik devrim sosyalizmin dışında değildir, onunla iç içedir. Mao’nun dediği gibi bir ülkede emperyalizme karşı mücadele verilirken aynı zamanda sınıfsal bir mücadelede verilmiş olur. Emperyalizme karşı mücadele eden gruplar içerisinde kapitalizme karşı olmayan yapılar olabilir, birleştiren şey milli olan yönüdür ve doğası ve duruşu gereği kapitalizme de karşıdır. Çünkü Milli Demokratik Devrim sürecinde atılan adımlar burjuvazi-işçi sınıfı arasındaki çelişkiyi derinleştirir sosyalist devrim için somut şartlar güçlenmeye başlar. Devlet bu süreç içerisinde artı değer biriktirmeye devam eder, buradaki amaç işçiyi sömürmek değildir, sosyalizmde uygulanacak ekonomik yapının zeminini oluşturmaktır. Lenin Sovyet Devriminden sonra NEP adlı bir ekonomik model ortaya koydu. Buna göre 20’den az çalışan yerler kamulaştırılmayacak, özel şirketler yaşamlarına devam edecek. Daha önce kamulaştırılan kurumlar özel şirketlere kiralanacak ve kamulaştırılan diğer şirketlerde de devlet kapitalizmi uygulanacak. Soru şu: sosyalist Lenin neden kapitalizmi tesis ediyor? Çünkü tarihsel gelişme yasasına göre basamaklar vardır ve bunlar tamamlanmalıdır. Bunu burjuvazi yapamayacağına göre görev sosyalistlere düşmektedir. Bu sosyalizmin içerisinde gelişen bir pratiktir. Sovyetlerde ve dünyada sosyalizmi ilk uygulayan da Stalin’dir.
Örnekler çoğaltılabilir. Son olarak bu topraklara kök salmayan ve daha teorisi dahi olmayan anlayışın yarardan çok zarar vereceğini söylemek gerek. Bugün sosyalizm savaşını verenler geçmişte zafere ulaştıran önderler dünyanın devrimler çağına girdiğini ve ileri kapitalist olmayan ülkelerin ancak milli demokratik devrim yolu ile başarıya ulaşacağını bizlere söylemektedir. Tüm bunların karşısında durup, reddederek, akla meydan okuyarak nefes tüketmek, zaman harcamak gerçekten üzüntü verici durumudur. Bugün kaybedecek hiç zamanımız yok, derhal somut durumlara karşı beynimizi ve kaslarımız adeta yakıp ideolojimizi sürekli güçlendirmek ve bunun pratiğini sergilemektir.
Fenomenlerimizin Akıl Defterinden bazı başlıklar
# Kontrgerillanın ya da evrensel anlamda bilindik adıyla Gladyonun ABD’nin NATO ülkeleri içinde işbirlikçileri ile yarattığı bir örgüt olduğu hatırlanacak. Bu örgütün anti-emperyalistlere ve sosyalistlere karşı cinayetler işlediği, sabotajlar, suikastler düzenlendiği bunun yanında bazı suçlarını da muhaliflerinin üzerine attığı unutulmayacak. Ergenekon davası ile ortaya çıkanın kontrgerilla olmadığı, çünkü ABD’nin asla bu örgütü teşhir etmeyeceği bilinecek Fethullahçı, AKP’li, Liberal-Sol basının bu operasyon ile ortaya koyduğu deli saçmasına inanılmayacak. Düşünce iklimini belirleyecek olan rasyonel düşünce yetisi asla kaybedilmeyecek. Şu sorular akla gelecek hayal ürünü olan, gerçekleşmemiş bir darbeye inanıyorumda, olmuş bir darbeyi neden ısrarla sorgulamıyorum? Madem kontrgerilla ortaya çıkarılıyorda (işbirlikçilerin dediği gibi) neden 12 Eylül’ün mimarı Kenan Evren yargılanmıyor. 90’lı yıllarda Kürt köylerini bombalayan, yakan, yıkan Doğan Güreş, Bin Operasyonun adamı Mehmet Ağar ve Çetelerin Tanrıçası Tansu Çiller neden Ergenekon denilen çete ile yargılanmıyor? Kendi kendine vah vah çekeceksin ve acıyacaksın haline. Amaç demokratik, özgür bir Türkiye tesis etmek mi, yoksa faşizmin, tam bağımlılığın, köleliğinmi tesis edilmesi? Bu soruları tekrar tekrar kendine soracaksın, soracaksın, soracaksın.
# İfade ettiğin düşüncenin doğruluğu tartışma sonucu geçerliliğini yitirdiğinde yanlışta ısrar etmeyeceksin, etmeyeceksin, etmeyeceksin.
# Tartışma boyunca kıyasıya eleştireceksin ama asla etik değerlerden sapmayacaksın, sapmayacaksın, sapmayacaksın.
# Tartışmayı kişiselleştirmeyeceksin. Düşünceni açıklarken sırf yanıt verme güdüsü ile harekete geçmeyeceksin. Çünkü bu tutumun yanlışta olsa bir yanıt verme zorunluluğuna sürüklediğini bileceksin. Amacın gerçeği ortaya koymak yerine, kendini ortaya koymak olduğunu göreceksin, göreceksin, göreceksin
…
Saygı ve sevgilerimle.
Fırat ERDOĞAN
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder