Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

4 Eylül 2008 Perşembe

GEÇMİŞTE KALDI

MDD ve SD tartışmalarında önemli yeri olan ve MDD savunulurken hep örnek gösterilen ülkelerin(Cezayir,Çin ve Vietnam) o dönemdeki nesnel koşullarının özetlenmesi, metodun nasıl bir konjoktürde şekillendiğini anlamak için önemlidir. ‘’10 milyonluk Cezayir nüfusunun %80’ine yakını köylüdür. En iyi toprakların sömürgecilerin arasında bulunması, 600.000 köylünün topraksız kalmasına, 450.000 köylünün ise el kadar topraklar üstünde boğaz tokluğuna çalışmasına yol açıyordu.’’(1). ‘’Cezayir’ deki savaş bir ulusal kurtuluş savaşı, bir toprak savaşıydı. Halkın büyük kısmı kadını erkeğiyle bu savaşa katılmış, fakat asıl yük yurdumuzun en yoksul kişileri olan köylülerin omuzlarına yüklenmiştir.’’(2).

Çin de ise durum kısaca şöyledir: İç savaş ya da tarım devrimi savaşı(1927-1937), Japonya’ya karşı savaş (1937-1945) ve Çin halk cumhuriyetinin kurulmasıyla doruğuna ulaşan üçüncü devrimci iç savaş (1945-1949). (3).Mao iç savaşlarda Çin milliyetçi partisinin (kuomitang) başında bulunan Çan Kay Şek ile savaşmıştır. Vietnam’ın somut durumunu ise gelin Vo Nguyen Giap’ tan dinleyelim: ‘‘Fransız sömürgecileri daha halk iktidarı tam anlamıyla yerleşmeden ve önümüzde her alanda çeşitli güçlükler yığılıyken, Saygon’da saldırıya geçtiler. Ülkemiz hiçbir zaman bu kadar çok yabancı ordunun boyunduruğu altına girmemişti. Japonlar teslim oldukları halde silahlıydılar. Kuzeyi elinde tutan Çan Kay Şek ordusu, Vietnam Quoc Dan Dang’a (Vietnam kuomintangı) halk iktidarını devirebilmesini sağlamak üzere her türlü yardımda bulunuyordu. Güneyde ise İngilizler 16. paralele kadar ülkeyi işgal etmekte ve Fransızlar’a saldırılarını yaygınlaştırmakta yardımcı olmaya çalışmaktaydılar.’’(4)

Emperyalistler bu ülkelere saldırırlarken çoğunlukla büyük şehirleri ve ana haberleşme hatlarını ele geçirerek işe başlarlar. Fakat geniş kırsal alanları tamamen denetimleri altına almaya güçleri yetmez. Ancak ve ancak kırsal bölgelerde devrimcilerin serbestçe manevra yapabilecekleri geniş alanlar mümkündür. Devrimcilerin kesin zafere doğru ilerlemelerini sağlayacak devrimci üsler, yine ancak ve ancak kırsal alanlarda kurulabilir. İşte bu nedenledir ki Mao’nun kırsal alanlarda devrimci üsler kurma ve şehirleri kırsaldan kuşatma teorisi ikinci dünya savaşından sonra pek çok ülkenin devrimcileri arasında ilgiyle incelenmiş ve uygulanmıştır. Şimdi burada kritik nokta sistemin elinin uzanamadığı ve bir nevi kurtarılmış bölgeler meselesidir. Burada şöyle bir soru sormak gerekir: Sistemin eğer elini uzatamadığı nokta çok çok az ise (tam da günümüz Türkiye’si ve yeni sömürgecilik koşullarına uyar) burada bu metodu kullanmak mümkün müdür? Cevap hiç kuşkusuz hayır olmalıdır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki devrimci bir savaşta uygulanacak yöntemler doğrudan doğruya (ve ya tek şartla) üretici güçlerin içinde bulundukları duruma göre belirlenmez. Bu konuya ilerde değinilecektir.

Bizim MDD cilerimizin özendiği Çin, Vietnam ve Cezayir’de o zamanki durum bu şekildedir ( üç ülkedeki sınıfların toplumsal ağırlığı ile ülkelerinin içinde bulunduğu iç ve dış koşullar hemen hemen aynıdır. Burada örnekleri verirken her birinin sadece bir yanını vurguladım.). Şimdi bir grup revizyonistin ve oportünistin özellikle örnek aldığı ve öykündüğü durum şu. Bu adamlar Vietnam’daki belirtilen sömürge ve açık savaş koşulları ile bir nevi 1915 sonrası dönemde Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar ile bağ kurmak istemektedirler (günümüzün somut koşulları bu olmasa da). Bu bağdan yararlanarak ulusalcıların taptığı Atatük’ün ve arkadaşlarının bir kopyası olmaya çalışmakta ve onlara özenmektedirler. gerek söylemleri ve gerekse eylemleriyle olsun ulusalcı cenahın gözüne girip, eskinin kendileri için görkemli olan, ama halk için hiç de öyle olmayan, günlere dönmek arzusundadırlar. Zaten İP ve onun görüşünde olan partilerin tutum ve davranışları ortadadır.Bugünün somut Türkiye’sinde ise gerek emperyalizmin ve gerekse yerli uşakların konum ve tutumları çok farklıdır. Köprünün altında çok sular geçmiştir. Uygulanan neo-liberal politikaları, zor, rıza ve halkı uyutarak sürdürdükleri sömürüyü dikkate almadan, emperyalizmin içkin olduğunu yadsıyarak, yeni dünyanın uluslar arası dengelerini göz ardı ederek ve yeni sömürgecilik politikalarını bilmeden ve onu uygulayanların zayıf noktalarını dikkate almadan bütünlüklü bir politika geliştirmeye çalışmak, boşa kürek sallamak ve düşmanı küçümsemek demektir. Mao şunu demişti: ‘’Emperyalistler ve gericiler kartondan birer kaplandırlar’’. Bu söz emperyalistleri ve gericileri küçümsemek anlamında söylenmemişti. Kastedilen sadece onların güçlerini abartmamaktır. Halkın örgütlü gücü karşısında bu güçlerin ne kadar güçsüz olduklarını vurgulanmak istenmiştir. Bizim de yapmamız gereken onların güçlerini hem küçümsememek hem de abartmamaktır. Ayrıca emperyalizmin içkin olduğunu görmemek için ya kör olmak ya da art niyetli olmak demektir. Art niyetin ise emperyalizmi kovup yerine yerlisini koymaktır. Bu adamların sömürüsüz, adil ve eşit, savaşların olmadığı ve herkesin barış içinde ve onurlu bir şekilde yaşadığı dünya gibi bir kaygıları yoktur. Bunların yeri karşı-devrimcilerin yandır. %100 dışsal olarak saydıkları emperyalist ülkeleri Türkiye’den kovup yerine %100 yerlisini koydukları zaman başlarını yastıklarına rahatça koyacaklardır. Tüm dert bu: ‘’Yerine yerlisini koymak.’’
Geçmişe öykünerek Vietnamlıların Fransız emperyalizmini veya Cezayir’in Fransız emperyalizmini nasıl dışarı attıklarından yola çıkarak bunu Türkiye’ye uyarlamaya çalışıyorlar. Amerikan emperyalizmini defetmekten bahsetmektedirler. Vietnam’ın Fransa’ya karşı yürüttüğü (ağustos ayaklanması,1945) ve Cezayir’in Fransa’ya karşı yürüttüğü (1956-1964) savaşlar o tarihin ve o toplumların eseridir. 21. yüzyıldayız beyler uyanın. Tarihin o anına saplanıp kalmayın. Bu şanlı zaferlerle yapılması düşünülen Türkiye devrimi arasında bağlantı kurmak maksatlı ve kasıtlıdır. Türkiye devrimini engellemek isteyen bu insanların amacı bilinçlerde bulanıklık yaratmaktır. CIA ve kontr-gerilla ile iş birliği içinde olanlar artık yüzünüzdeki maskelerin düştüğünü herkes görmektedir (sizler hariç). Türkiye devrimini engellemeye çalışan revizyonistlere ve karşı devrimcileri ait oldukları saflara gönderilecektir ve onlara tek bir sözümüz olacak:


‘’YALLAH’’.SÖMÜRGECİLİK VE YENİ SÖMÜRGECİLİK2. emperyalist savaştan sonra emperyalizmin kendisine bağımlı ülkelerdeki sömürüsünde meydana gelen değişiklik yeni sömürgecilik olarak tanımlanmaktadır.Emperyalizmin 3. Bunalım dönemi denilen dönemde, emperyalist ilişki ve çelişkiler biçim olarak iki temel cephede değişikliğe uğramıştır.1) Emperyalistler arası rekabetin(uzlaşmaz çelişkilerin) emperyalistler arası yenden paylaşım savaşına yol açması imkânı ortadan kalkmıştır.2) Emperyalist işgalin biçimi değişmiştir.(5)Bilim ve teknikteki aşırı gelişmeler ile üretimde meydana gelen yoğunlaşma talep yetersizliğini meydana getirmiştir. ‘’2. dünya savaşından sonra dünya, burjuva araştırmacılarının ‘’2. Sanayi devrimi’’, Marksist araştırmacıların ise ‘’bilim ve teknik devrim’’ dedikleri çağa girmiştir.’’ (6). Aşırı üretim sorunu diğer emperyalistlerin ellerindeki pazarlara el koyarak çözülemeyecek kadar büyümüştür. Bu yüzden mevcut pazarları paylaşmak yerine, emperyalizm var olan pazarı genişletme yoluna gitmiştir. Böylece yeniden paylaşım savaşları artık çözüm olma niteliğini yitirmiştir.

Emperyalizmin var olan pazarın genişletmesi için var olan sömürü biçimini değiştirmesi gerekmektedir. Çünkü üretim yoğunlaşmadığı ve talep sıkıntısının bulunmadığı sömürge döneminde, sömürgelerin kapitalist gelişimi engellendiğinden ve halkın Pazar için alıcı konumunda olmaması, yeni sömürgeciliğin pazar genişletme stratejisi önünde engel olarak bulunmaktadır. Sömürge döneminde, sömürge ülkelerden çok ucuza hammadde ve tarım ürünleri alan sömürgeciler bu hammaddeleri çoğunlukla kendi iç pazarına dönük olacak şekilde işliyorlardı. Sömürülen halk ise kaynaklarını ucuza sattığından ve ihtiyaçlarının bir kısmını dışarıdan ithal olarak karşıladığından bu durumda gerekli artı değeri üretememektedir ve alt yapısı sömürgeci tarafından geri bırakıldığından ekonomik olarak sıkıntılarla boğuşmakta ve çoğu zaman karın tokluğuna çalışmaktadır. Artı-değer üretemediği için sermayede üretemeyen halk üretimin belili bir aşamasında demir atmıştır.Pazarın genişletilmesi için sömürge halkın alım gücüne sahip olması gerekmektedir. İşte sömürge halkının alıcı konumuna gelmesi için; ilk önce halkın bir şekilde para kazanması sağlanmalı ki kazandığı para ile alıcı konumuna gelebilsin. Bu yapılırken de halkın kendi kendisine yeter( feodalite) durumunun değiştirilmesi gerekiyordu. İşte bunun için sömürge halk bir şekilde köyden göç ettirilmeli ve emeğini satmaktan başka çaresi olmayan insan (proleter) konumuna gelmeliydi. proleter konumuna gelenler aynı zaman da üretim artışı ile meydana gelen iş gücü açığını kapayacaktı. Edindiği işten kazandığı parayla da tüketici konumuna gelecekti. Bir taşla iki kuş vurulmuştur.Yeni-sömürgeci metotların temelinde, emperyalist tekellerin aç gözlü sömürü politikasına cevap verecek şekilde, sömürge ülkelerde meta pazarının genişletilmesi, 'yukardan aşağıya kapitalizmin' bu ülkelerde hâkim üretim biçimi olması, merkezi güçlü otoritenin egemen olması sonucunu doğurmuştur. Yukardan aşağıya demokratik devrim' belli ölçülerde gerçekleştirilmiş; üst yapıda feodal ilişkiler genellikle muhafaza edilirken (emeğin feodal sömürüsü sürdürülüp, feodal ideolojiler muhafaza edilirken) alt yapıda kapitalizm egemen unsur haline gelmiştir (pazar için üretim). (7)

Yukarıdaki paragrafta dikkati çeken nokta, yeni sömürgecilik ile sömürgecilik arasında alt yapılarda meydana gelen değişimdir. Eski ‘feodal’ alt yapının yerini ‘yukardan aşağı kapitalizm’ almıştır. Pre- kapitalist üretim tarzı artık sistem için gereklilik arz etmemektedir. Hatta sistemin işleyişini engeller konuma gelmiştir. Emperyalizm sömürge ülkelerde kapitalist üretim ilişkilerini geliştirmek zorunda kalmıştır. Ancak bunun bir sınırı vardı. Emperyalizm bu ülkelerde, hafif ve orta sanayinin kurulması ve de yerli tekelci burjuvazinin (emperyalizmin en gözde müttefiki olarak) oluşması ve gelişmesi demektir. Ancak gelişen yerli-tekelci burjuvazi, iç dinamikle değil, emperyalizmle baştan bütünleşmiş olarak gelişmiştir. Böylece I. ve II. genel bunalım dönemlerinde bu ülkeler için dışsal bir olgu olan emperyalizm bu dönemde aynı zamanda içsel bir olgu haline gelmiştir. (Gizli işgal esprisi) (8).Hafif ve orta sanayinin kurulmasıyla ithal ikameci model ekonomi literatürüne giriştir. Bu modele göre yeni sömürge ülke sanayisi emperyalist ülkelere bağımlı kılınmıştır. Üretimin devam edebilmesi için gerekli ara mallar emperyalistlerden ithal edilmek zorundadır. Bu ithalat sırasında bağımlı ülkelerde döviz açığı meydana gelmektedir. Döviz açığı ise emperyalistlerden borç alınarak kapatılmaya çalışılmıştır. Üretim ve ithalatın devamlılığı bu şekilde sağlanmıştır. İthalat yapıldıkça daha fazla borç batağına saplanılmış ve bağımlılık katsayısı arttırılmıştır. Artık emperyalistlerin bağımlı ülkeleri tehdit için ellerinde yeni bir koz vardır. Kısaca özetlemeye çalıştığım yeni sömürgecilikten Mahir Çayan su şekilde söz etmiştir. ‘’Bu politikanın esası, daha az masrafla, daha geniş pazar imkânı sağlayan, daha sistemli ve ulusal savaşlara yol açmayacak, daha üst seviyeye çıkmış emperyalizmin problemlerini daha fazla tatmin etmeye dayanmaktadır. En temel metodu, sermaye ihraç ve transferinin terkibindeki değişikliktir. Sermayenin 5-6 elemanı arasında yeni bir oran yaratılmıştır. Şöyle ki, savaş öncesi nakit sermaye ihracı, sermayenin isim, patent hakkı, yedek parça, teknik bilgi, teknik eleman, vs. gibi diğer elemanlarına kıyasla çok daha fazla yer tutarken, savaş sonrası dönemde özellikle 1960'dan sonra bu işleyiş tersine dönmüş, nakit sermaye ihracının dışındaki sermayenin yukarda özetlediğimiz elemanları ağırlık kazanmıştır.(9)


Ayrıca emperyalist yayılım ve denetimden kısaca söz etmek gerekmektedir. Sistem eskisi gibi sadece metropollerde yoğunlaşmayı aşarak, gelişip büyüdükçe kırsala yayılmıştır. Artık kırsal üzerindeki denetim olanakları eskisinden çok daha gelişmiştir. Bunu en iyi şekilde kullanan emperyalistler hem kırsala hâkim olmaya başlamışlar hem de buraların dönüşümünü sağlamıştır. Kırsalın kendi kendisine yetmeme sürecini yaptığı müdahaleyle hızlandırmıştır. Ülke içinde pazarın genişlemesine paralel olarak şehirleşme, haberleşme ve ulaşım çok gelişmiş ve ülkeyi ağ gibi sarmıştır. Eski dönemlerdeki halkın üzerindeki zayıf denetim –emperyalizmin fiili durumu bütün ülke çapında değil ticari merkezlerde ve ana haberleşme yerlerindeydi-yerini, çok daha güçlü oligarşik devlet otoritesine bırakmıştır. Oligarşik devletin ordusu, polisi ve de her çeşit pasifikasyon ve propaganda araçları ülkenin her köşesinde egemenliğini kurmuştur.(10)

Yukarda bahsettiğimiz MDD’ in temel dayanaklarından biri de böylece çürütülmüştür. Artık kırsal eskisi gibi denetimsiz değildir. Teorinin diğer can alıcı noktasını ise köylülüğün temel güç olduğu noktasıdır. Yukarda sözünü ettiğimiz köylü halkın şehirlere göç edip proleterleşmesiyle durum tersine dönmüştür. Metropollerde yaşayan insan nüfusu toplam köylü nüfusundan kat kat fazladır. TÜİK’in son verilerine göre Türkiye’de şehir nüfusu yaklaşık 50 milyon iken köy nüfusu ise yaklaşık 21 milyondur. Şehirde yaşamak zorunda kalan insanların genelde proleterleştiğini ve MDD’ i savunurken örnek alınan ülkelerde(Çin’de, Vietnam’da vs ) köy nüfusunun o zamanlar toplam nüfusun %80 i olduğunu göz önünde bulundurursak MDD’i savunmak hala mantıklı gelmiyordur heralde. Ayrıca bu sorun ile ilgili diğer etmenlere de aşğıda değinilecektir.Sömürge ve yeni sömürgeler arasındaki fark için Amilcar Cabral şöyle bir tespitte bulunmuştur: ‘’Gerçekte ilkel toplumun yatay niteliği toplumsal farklılaşmasının belli belirsiz oluşu, ulusl bir siyasi sistemin bulunmayışı, sömürgelerde,ulusal kurtuluş hareketinin başarıya ulaşması için zorunlu, birlik ve mücadele geniş cephesinin kuulmasına imkan vermektedir. Yeni sömürge ortamında, yerli toplumun belirgin özelliği, oldukça katlı bir toplumsal yapıya, düşey bir toplumsal yapıya sahip olmasıdır. Yerli unsurlardan kurulu bir siyasi otorite yani, ulusal bir devlet vardır. Bu devlet, toplumun kalbindeki çelişmeleri daha keskin hale getirmekle kalmamakta, bu ortamda, sömürge ortamındaki ulusal cephe kurma kolaylığını da güçleştirmekte hatta ortadan kaldırmaktadır. Bir yandan maddi etkiler, diğer yandan psikolojik etkiler ulusal kuvvetlerin önemli bir kısmının dağılmasına yol açıyor.’’(11)

Ve şöyle devam ediyor: ‘’Sömürge ve yeni sömürge ortamlarında yürütülecek mücadelelerin önemli farklılıklarından biri de yönlerinde ortaya çıkar. Sömürge ortamında savaşan, ulus sınıfıdır, karşısında sömüren ülkenin burjuva sınıfı vardır. Bu savaşın, hiç değilse yüzeyde, ulusal bir çözüme(ulusal devrime) bağlanması mümkündür. Sonunda ulusça kurtuluş sağlanmakta ve ülkeye en uygun gelecek ekonomik yapı seçilecektir. Yeni sömürgeciliğe bağlı ortamda ise, emekçiler ve müttefikleri hem emperyalizmin burjuvazisine, hem de yerli egemen sınıflara karşı savaşmak zorundadır. Durumun ulusal bir çözümü yoktur. Emperyalizmin yurda yerleştirdiği kapitalist yapının yıkılması gerekir ki, bu da sosyalist bir devrimin gerekliliği demektir.’’(12)

İşte somut durumun somut tahliline gerçek bir örnek ve tahlile dayandırırsak günümüz devrimlerinin anahtarı: sosyalist devrim.(13)

MARKSİST TEORİLERDEN SEÇMELER(14)‘’Proletarya, kapitalizmin büyümesiyle birlikte büyür ve güçlenir. Bu anlamda, kapitalizmin gelişmesi, proletaryanın da diktatörlüğe doğru gelişmesi demektir. Ne var ki, iktidarın işçi sınıfının eline geçeceği gün ve saat, doğrudan doğruya üretici güçlerin düzeyine değil, ama sınıf mücadelesi içindeki ilişkilere, uluslararası duruma ve nihayet bir takım öznel etkenlere (gelenekler, işçilerin inisiyatifi ve savaşa hazır olma durumları) bağlıdır. İşçilerin ileri bir ülkeden önce, ekonomik olarak geri bir ülkede iktidara gelmeleri mümkündür. ... Proletaryanın diktatörlüğünün teknik gelişmeye ve ülkenin kaynaklarına şu veya bu şekilde otomatik olarak bağlı olduğunu düşünmek, saçmalığa varıncaya kadar basitleştirilmiş “ekonomik” maddeciliğin önyargılarından biridir. Bu bakış açısının Marksizm’le bir ilişkisi yoktur.’’(troçki)Siyasi ruh hali bakımından değerlendirildiğinde onun [köylülüğün] nasıl bir güç olduğunu biliyorsunuz. O yalpalayan bir güçtür. ... Bu güç proletaryanın önderliğiyle burjuvazinin önderliği arasında yalpalıyordu. Dev çoğunluğa sahip olan bu gücün kendi önderliği neden yoktu? Bu kitlenin ekonomik yaşam ilişkileri, kendilerinin birleşemediği, bir araya gelemediği türden olduğu için. Tüm ülkelerde halkı yüzyıllardır aptallaştırmış olan ve bizde Sosyal-Devrimcilerle Menşevikler tarafından yüzlerce hafta uygulanan... “genel oy hakkı” üzerine, Kurucu Meclis ve benzeri “demokrasi” üzerine boş sözlerin kendisini etkilemesine izin vermeyen herkes için bu açıktır. Kendi deneyimlerimizden biliyoruz –ve bunun onayını, en son çağı, diyelim ki, tüm dünyada son yüz elli yılı alacak olursak, tüm devrimlerin gelişiminde görüyoruz– ki, sonuç her zaman ve her yerde aynıdır: ... Ya proletaryanın önderliği altında, ya kapitalistlerin önderliği altında– orta bir yol yok(Lenin)

Burjuva demokratik devrimin sorunlarını; ilerlerken, geçerken, bizim esas ve gerçek, bizim proleter-devrimci, sosyalist çalışmamızın “yan ürünü” olarak çözdük. Reformlar, devrimci sınıf mücadelesinin yan ürünüdür. Burjuva demokratik dönüşümler, proleter, yani sosyalist devrimin yan ürünüdür. Birincisi ikincisine doğru büyür. İkincisi geçerken birincisinin sorunlarını çözer(Lenin)Kısaca özetlediğimiz bu yeni-sömürgecilik metodu, bir yandan emperyalizmin ülkeye iyice yerleşmesi (yani emperyalizmin sadece dışsal bir olgu değil aynı zamanda içsel bir olgu haline gelmesi) sonucunu doğururken, öte yandan geri-bıraktırılmış ülkelerde, geçmiş dönemlere kıyasla, izafi olarak -feodalizmin etkin olduğu, eski-sömürgecilik dönemine kıyasla- belli ölçülerde pazarın genişlemesine paralel olarak toplumsal üretim ve nispi refahı artırmıştır. Bunun sonucu olarak, geri-bıraktırılmış ülke içindeki çelişkiler görünüşte yumuşamış (feodal döneme kıyasla) halk kitlelerinin düzene karşı tepkisi ile oligarşi arasında suni bir denge kurulmuştur."(Mahir Çayan)‘’Aşamalı devrim anlayışı da, ülkeleri, dünyadan yalıtık, sorunlarını kendi iç dinamikleriyle çözümleyecek, dış etkenlerden tümüyle bağımsız olarak ele almaktadır. Üretici güçlerin çeşitli gelişim aşamalarını kategorileştirip, bunlara uygun devrim aşamaları ve bu devrim aşamalarına denk düşen farklı sınıfsal iktidarlar tanımlamaktadır. Dolayısıyla bu anlayışa sahip olanlar, komünistlerin önüne kendi ülkelerinin sınırlarını aşmayan, dar ve gerçekçi olmayan hedefler koymaktadırlar. Bunun işçi sınıfı üzerinde yarattığı tahribatın ne kadar trajik olduğunu ise yaşanan deneyimler bizzat göstermiştir.’’(Zeynep Güneş)"... Metropollerde sermayenin had safhaya varan yoğunlaşması ve temerküzünün oluşturduğu, 'talep yetersizliği' ve de özellikle II. yeniden paylaşım savaşından sonralarını kaplayan anti-emperyalist ve millici akımlar, zorunlu olarak emperyalizmin sömürü metodunda değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler emperyalizmin çirkin yüzünün saklanması ve de sömürge ülkelerde pazar genişletilmesini amaçlayan yeni-sömürgecilik metotlarıdır.’’(Mahir Çayan)


1- Marksizm ve gerilla savaşı. William j. Poweroy
2- Beşir hacı Ali, Cezayir komünist partisi genel sekreteri
3- Marksizm ve gerilla savaşı. William j. Poweroy,
4- Vo Nguyen Giap
5- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
6- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
7- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
8- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
9- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
10- Mahir Çayan, kesintisiz devrim 2-3
11- Havana’da toplanan Birinci Asya, Afrika ve Latin Amerika Halkları Konferansında yaptığı konuşmadan alıntı
12- Havana’da toplanan Birinci Asya, Afrika ve Latin Amerika Halkları Konferansında yaptığı konuşmadan alıntı
13- SD ve günümüz Türkiye’ sinin devrim rotası ile ilgili konular başka bir makalenin konusu olacaktır.
14- Bu kısımda alıntılara ek olarak kendi görüşlerimi açıklamayıp okuyanın değerlendirmesine bırakıyorum.


===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: