Sermayenin sınırsız yayılmacılığı ile karakterize olan neo-liberalizm, yükseköğretim sistemlerini küresel bir kuşatma altına alıyor. Başta Dünya Bankası (DB) olmak üzere uluslararası sermaye örgütleri reçetelerinden bir örnek hazırlanmış neo-liberal yüksek öğretim stratejileri ülkelerin özgün koşullarına paralel olarak dünya çapında uygulamaya geçiriliyor. DB, yüksek eğitim hakkında hazırladığı raporlarda sürekli özelleştirme, piyasalaştırma ve yeniden düzenleme kavramlarına vurgu yapıyor. Yükseköğretime ayrılan kamu kaynaklarının azaltılması, yükseköğretimin ancak bir ücret karşılığında elde edilmesi gereken özel bir mal olduğu, üniversitelerin kendi finansmanlarını sağlamalarıSermayenin sınırsız yayılmacılığı ile karakterize olan neo-liberalizm, yükseköğretim sistemlerini küresel bir kuşatma altına alıyor. Başta Dünya Bankası (DB) olmak üzere uluslararası sermaye örgütleri reçetelerinden bir örnek hazırlanmış neo-liberal yüksek öğretim stratejileri ülkelerin özgün koşullarına paralel olarak dünya çapında uygulamaya geçiriliyor. DB, yüksek eğitim hakkında hazırladığı raporlarda sürekli özelleştirme, piyasalaştırma ve yeniden düzenleme kavramlarına vurgu yapıyor. Yükseköğretime ayrılan kamu kaynaklarının azaltılması, yükseköğretimin ancak bir ücret karşılığında elde edilmesi gereken özel bir mal olduğu, üniversitelerin kendi finansmanlarını sağlamaları gerektiği uluslararası sermayenin temel argümanlarından bazıları. Neo-liberal yükseköğretim stratejilerinde bir diğer ana vurgu; akademik-yönetsel özerkliğe sahip kamu üniversitelerinin “verimsiz ve etkisiz” oldukları ve üniversitelerin işlevlerinin ve misyonlarının yeniden tanımlanması ve yapılandırılması gerektiği yönünde.
Bu yeniden yapılandırma sürecine karakterini veren ana başlıklar şöyle sıralanabilir:
• Eğitimin özel bir mal olarak tanımlanması, üniversite harçların arttırılması;
• Barınma, beslenme gibi önceden devletin sübvanse ettiği temel ihtiyaçların tamamının tam ücret karşılığı öğrencilere verilmesi;
• Üniversitenin örgüt yapısının piyasa modelli işletme yapısına göre düzenlenmesi;Akademik özgürlüğün sınırlarının piyasa yararı esasına göre çizilmesi, üniversitelerin iş dünyasının gereksinimlerine göre araştırma faaliyetlerini düzenlemeleri;
• Üniversitelerin finansman alanı başta olmak üzere, üniversite yönetimlerinin, “bu işten anlamayan” akademisyenlere değil profesyonel yöneticilere, ya da içinde, üniversitenin bulunduğu bölgenin sermaye gruplarının, sermaye örgütlerinin de olduğu “paydaşlardan” oluşan mütevelli heyetlerine bırakılması;
• Üniversitelerde “verimliliği düşüren” güvenceli çalışma biçimlerinin sona erdirilmesi, performansa göre ücretlendirme, sözleşmeli çalışma gibi biçimlerin uygulamaya konulması
• Mali yardımlar karşılığı ya da ikili anlaşmalarla üniversite hizmetlerinin, eğitim faaliyetlerinin ve üniversitelerdeki araştırmaların bulgularının satışa çıkarılması.Özellikle 80’li yıllardan itibaren IMF ve DB’nin yüksek oranda borçlu ülkelere dayattığı yapısal uyum programları, neo-liberal politikaların uygulanma zeminini oluşturdu. Bir yandan bu ülkelere kamu harcamalarını kısmaları, sanayi ve hizmet sektörünü özelleştirmeleri, piyasalarını çok uluslu şirketlere açmaları, sermaye hareketlerinin önündeki engelleri kaldırmaları söylendi. Diğer yandan emeği ucuzlatmaları, emeğin korunmasına yönelik yasal düzenlemeleri gevşetmeleri ve esnek güvencesiz çalışma biçimlerine uygun yasal düzenlemeleri hazırlamaları zorlandı. Ekonomik bağımlılık yoluyla bu ülkelere tüm bu neo-liberal politikaları yaşama geçirmeleri şart koşulurken, yükseköğretim sistemleri de piyasalaştırma süreçlerine sokuldu. Elbette bu süreç sadece “dışardan” dayatmalarla değil, içerde işbirlikçilik mekanizmaları ve çıkar ağlarıyla desteklenerek ilerledi. Piyasalaştırma uygulamalarıyla Afrika’dan, Latin Amerika’ya, Asya’dan Doğu Avrupa’ya birçok ülkede yüksek eğitim alanında “ulusal pazarlar” yaratılmaya çalışıldı. Ve giderek neo-liberal yükseköğretim reformları tüm dünya eğitim sistemlerinin gündemi haline getirildi. Ulusal ölçekte oluşturulan eğitim pazarlarını, uluslararası şirketlerin hüküm sürdüğü dünya eğitim pazarına eklemleme yönünde üretilen politikaların temelinde ise; eğitimin uluslararası serbest ticaretin konusu haline getirilmesi yatıyordu. Elbette bu, tüm kamusal hizmetler alanının piyasalaştırılmasını kapsayan bir sürecin parçasıydı. Eğitimin uluslararası piyasasının oluşturulması, her türlü eğitim hizmetinin, eğitim materyallerinin ticarete konu edilmesi sürecinde ana aktörlerden biri DB olurken, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS)[1] ise ülke eğitim “pazarı”nın uluslararası sermayeye açılmasında ve eğitimin uluslararası ticaretin kurallarına tabi kılınmasında ana belirleyici düzenlemelerden biri oldu. Elbette büyüyen uluslararası yükseköğretim pazarında egemen güçlerin bu “pazarı” etkin olarak kullanabilmesi ve karlılıklarının garanti altına alınabilmesi için ülke yükseköğretim “pazarları”nın uluslararası ticaretin yani sermayenin kurallarının egemenliği altına alınması gerekiyordu. GATS giderek neo-liberalizmin en temel yasal düzenlemelerinden biri haline geldi. Anlaşmanın yaptırım gücü içeren hükümleri, eğitim alanında sermayenin küresel egemenliğini garanti altına almak için kullanıldı. Eğitimden sağlığa, haberleşmeden, suya toplam 11 başlık altında belirlenen tüm hizmetler alanını piyasanın kar mantığına teslim etmek üzere kurgulanan GATS’a imza atan ülkeler, anlaşma kapsamına soktukları tüm kamusal hizmetleri piyasaya açmak ve kamu yararı gözeten uygulamalarla o pazara giren şirket için “haksız rekabet” yaratmamakla yükümlü kılındı. GATS’ın hükümetleri ve hükümet dışı kurumları bağlayan hükümleri halkın siyasal karar mekanizmalarına demokratik katılım kanallarından tamamen dışlanması anlamına da geliyordu. GATS’ın hizmet ticareti için belirlediği; sınır ötesi satış, yurt dışı tüketim, yurt dışı yatırım, yurt dışı çalışan yöntemlerine eğitim alanında işlerlik kazandırıldı. Bu sürecin başını çeken kimi ülkeler için eğitim hizmeti ihracatı toplam hizmet ihracatı içinde büyük paylar almaya başladı. Uzaktan eğitim, on-line eğitim gibi adlarla anılan, pazarlanabilir forma getirilmiş, paketlenmiş standartlaştırılmış bilgi programları ile yürütülen eğitim hizmetleri, oluşturulan eğitim pazarında büyük ve geniş bir potansiyeli oluşturmaya, bilişim-iletişim tekelleri ise eğitimin dünya çapında piyasalaştırılması sürecinde etkin roller almaya başladılar. Uluslararası alanda artan öğrenci dolaşımı ve kendi sınırları dışındaki ülkelerde yatırım yaparak doğrudan kar elde etme amacıyla kendi kurumlarına bağlı eğitim programları, üniversiteler, dil kursları, yetişkin eğitimi programları açan ulus aşırı üniversiteler uluslararası eğitim pazarının diğer iki önemli dinamiğini oluşturur hale geldiler.Tüm bu süreç piyasalaştırma uygulamalarının yaşandığı ülkelerde yüksek öğretim sistemlerini dönüşüme uğratırken, eğitim sistemlerinde ciddi çöküntüler ve eşitsizlikler yarattı. Uygulandığı her alanda toplumsal yıkımlar yaratan neo-liberal politikalara karşı direniş tüm dünya halklarının gündemi haline gelirken, üniversiteler de neo-liberalizme karşı militan, kitlesel mücadelelerin; piyasalaştırmaya, metalaştırmaya, müşterileştirilmeye karşı yükselen politik öğrenci hareketlerinin adresi oldu. Geçtiğimiz yıl boyunca Fransa’da, Almanya’da, Yunanistan’da, Şili’de, gençliğin eğitimin piyasalaştırılmasına ve neo-liberalizmin geleceksizleştirme-güvencesizleştirme saldırısına karşı örgütledikleri kitlesel, militan mücadeleler ve elde ettikleri kazanımlar neo-liberalizme karşı direnen tüm dünya halklarına umut oldu. Yine, tüm dünyada eğitimin piyasalaştırılması sürecinin yıkımlarını yaşayan öğrencilerin ortak talepler etrafında mücadeleye katıldıklarını ve dünyanın birbirinden farklı coğrafyalarında ortak bir mücadele dilini ve tarzını ürettiklerini gösterdi. Tüm dünyada eğitimin ticarileştirilmesine, metalaştırmaya, müşterileştirmeye karşı harekete geçen öğrencilerin neo-liberal eğitim politikalarının kendi ülkelerindeki uygulanış biçimlerini ve yıkıcı sonuçlarını mücadele programları haline getirirken birleştikleri en temel payda “Herkes İçin Eşit Parasız Nitelikli Eğitim” ve “İnsanca Bir Yaşam, Güvenceli Bir Gelecek” talepleri oldu.
--------------------- ersin --------------
===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
Herşey bu kadar zor mu??
-
Düşünceleri toplamak ve bu yazıyı yazmak.. Ne kadar zor. Bu ne bir isyan ne
bir sitem. Sadece anlamaya çalışıyorum. Kimseyi kırmadan incitmeden içimden
gel...
5 ay önce
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder