Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

4 Ocak 2008 Cuma

“MeÜ’de benim de bir anım var” köşesi yazıları - 1

Neler Olmuştu ki…

28 Kasım 2007 ‘ de bir grup ülkücü , satır , sopa , çatal bıçak demeden ne varsa kapıp , kasap durağını kaçırdıktan sonra tesadüfen düştükleri çimlerde “bari bir-iki adam doğrayalım” diye düşünüp ufak bir saldırı düzenlemişlerdi . Eşitlikçi olduklarından olsa gerek küpeli , mini etekli , kürt , solcu , demokrat ayırt etmeden olay civarında bulunan herkese bir keskin bıçak ucu , bir narin satır sapı , pantolondan henüz çıkmış kemer şıklaması , bir okkalı küfür yada en azından bir “Polat bakışı” gösterdiler . Gerçi bu yeni bir şey değil . Alışıldık kurgu . Bundan sonrasını okumasan yerden göğe kadar haklısın . Fakat kasaplık başka , komandoluk başka … Gazetelerde rambo bıçağıyla görünce çok şaşırdığım Uğur Cingöz’ün klasına hiç yakıştıramamıştım . Oysa ağabeyleri yakında Hrant’ı vuracak , bizim Uğur gene kasaptaki işe başı önde geri dönecek ve muhtemelen “lan bir işi beceremedin” diye azarlanacaktı . Yazık !!!

Su – sabun ilişkisi

Tüm bu olanlara bir mısır patlatıp seyir eyleyen , suyla ve sabunla pek fazla işi olmayan , msn müdavimi akademik karakter ( gerçi bu sıfatın bir sorumluluğu , ederi olmalı ama başka bir sıfat bulana kadar böyle diyelim bari ) bu işlere karışmaması için kendine 1001 neden bulmuştu bile . Bu sahneyi burada keselim çünkü gerisi sıkıcı olabilir . Gerçi kafayı topraktan çıkarmaktan epey ürken ve akademik bir tren izleme metodu geliştiren bu değerli akademisyenler bir türlü sıkılmıyorlardı . Neyse konuyu dağıtmayalım .

Bir dalgadır MEÜ’de muhaliflik , gelir de gider de …

300 kişi yüksekokul önü ... Aaaa !!! İçerdekilerin ağabeyleri gelmiş . Bir iştima “ satır omza “ … Kişi sayısının üç haneli oluşundan mı bilinmez , coplar , gaz bombaları , küfürler … Bilindik şeyler . Sonra , alışıldık da zaten ... Ama asla kabul edilebilir değil , olmamalı da . Havada özgürleşen 3-5 taş var ise umuda yolculuğa çıkılmış demektir .

Tutukluluk yada tutukluk …

Her yerde bir tedbirdir almış başını . Kapının önüne fakülte kuranlara inat , kapının yerini değiştirecekti ki , maliyeti bu işten vazgeçirdi . “Öğrencilerimizi affettik” yazılı düzmece bir haber ile düzülen zihinler oldu elbet . “İst” ler “izm” ler çok uzaktır bu coğrafyaya , daha doğrusu yakındır da , Latincemiz yoktur . Eğer muhalifsen “gominist” , “anarşist” , “terörist” olursun . Seni dışlaştırmak için her yolu denerler . Bilirler kalenin bir gün içten çökeceğini de , kendilerine bile söylemezler . Neyse , şimdilik sessiz olmakta fayda var .

Sonra derelerden çokça sular aktı . Eşekler suya götürülüp susuz getirildi . Çarşamba’yı yine sel aldı . Yüksel Özdemir de yarinden ayrılalı epey zaman olmuştu . Yüksel Özdemir bilindiği gibi “Prof.” ön ekiyle beraber bir cümlede en fazla sıfat tamlaması olabilecek bir zat . Onun için , ismini başka herhangi bir cümlede kullanmamaya bu satırda yemin ediyorum . İlgili kişinin düşündüren bir şiiriyle anlatımı biraz yumuşaklaştırıyorum .

Bir gün sorarlarsa sevgilim
Niçin ayrıldınız diye
Ne diyeceğini merak ediyorum
Bakmadım , yüz vermedim
Ve hatta sevmiyordum
Diyebilecek misin
Yoksa , üzülecek misin
Sen öylesin ki sevgilim
Bunların hiç birini yapamazsın

Yorumu baş tacı olan okuyucuya bırakıyorum . Ama yorum yapılırsa soruşturma gelebilir , söyleyeyim şimdiden . Halaya bile geldikten sonra … Uzatmadan olaya devam edelim .

“Bizim orda faşiste faşist derler”

Dağlıca’da yaşananları protesto etmek için sokaklara dökülen kontrolsüz kitleye şeklini vermeye çalışan gruplar tabi ki herkesin gözüne çarpmıştır . Bunlara faşist diyoruz . Kontrol etmeye çalıştıkları için değil , faşist oldukları için . İşi biraz daha Kemalist zemine çekmeye çalışan MEÜ öğrencisi birkaç kadından naklen : “Türkiye laiktir , laik kalacak” . Bu gidişle “bu gençlik cahildir , cahil kalacak” .

Neyse , hemen sandık altlarındaki silahlar çıkarıldı da rahatladık , güvendeyiz diye . Herkes bayrak asıyordu . Zaten asmamak , linç kültürünü beslemek anlamına gelebilirdi her an . Vay be , bu kadar insan var mıydı vatanını seven ? E , o zaman bu kadar sömürü , çevresel kıyım , fakirlik , ötekileştirme , uyuşturucu kaçakçılığı , mafyalaşma vs. nasıl gerçekleşiyordu ? Tabi , soru saf gibi görünmesine rağmen kendi cevabını kendi vermişti bile.

“nü”nü ne ….

İyice bilinir ki , taşra üniversitelerinde top sakal , uzun saç , küpe , mini etek dayak sebebidir . Kantin de bir masa vardır ki , bu masaya ancak birileri oturabilir . MEÜ’de de çeşitli kantinlerde bu tarz fanteziler var . Ha , laf arasına sıkıştıralım : bunların arkasında durmayı görev edinmiş , niyeti bozmuş akademisyenler mevcut . Bir de şu “nü” tabloların bıçakla parçalanması , karalanması muhabbeti var ki , balon haberleri ve yarattığı suni gerginliklerle ünlü (bknz. Kardak krizi ) Hürriyet bile , gericilik olarak yorumlanmış olayı .

Evet , Mersin Üniversitesi’nde tezgah yeniden kuruluyor . Tüm bunları görenlere de bir uyanmak düşer umarım .

Son olarak bir alakasız şiir daha . Literatür tanımaz ilgili kişiden ( ya da ilgisiz mi demek gerek bilmiyorum ki )

En çok hangi rengi seviyorum
Biliyor musun sevgilim
Çingene pembesini
Çünkü benim anahtarlığım da
Çingene pembesi


------------- serdar , ----------------

===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

1 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:

Adsız dedi ki...

Okurken içim acıdı.Dikkat edin çocuklar kendinize.Ömür boyu itle dalaşacaksınız zaten bu ülkede.Usandırmayın şimdiden kendinizi.Hiç azalmıyor emin olun iş yaşamına girince.Üstelik onlar hep ürdüklerinden belki daha çok ürüyor da olabilir.Bu yüzden azaltmadan kendinizi arka çıkın birbirinize.