
GONZO
Gonzalez benim üst komşumdur. Onunla ilk karşılaşmamız bu binanın merdivenlerinde oldu. İlk karşılaşmamızda dikkatimi çeken ilk şey, konuşurken dâhil bana baktığı zamanın bütününde durmadan gülmesiydi. Bununla, konuştuğu insanı mutlu edip kendine mutluluk kaynağımı yaratmaya çalışıyordu, bilmiyorum ama onun en büyük mutluluk kaynağının mutsuzluk olduğunu daha yeni anlamaya başlıyorum. Bu gülüşü, kabarık olan sakallarını daha da kabartır kafası bu şekilde kocaman bir çalıya dönüşürdü. Ayrıca bu sakallar kaşındığında haddinden fazla bir şekilde dökülür, odasına girdiğinizde bu sakal döküntüleri ayaklarınıza el dokuması bir halı hissi verir buda sizi çok mutlu yapar.
Gonzalez benim üst komşum. Buraya ne zaman geldiği ise belirsiz. Ama yinede ısrarla bir tarih vermemi isterseniz, galiba üç yıl kadar önceydi. Sırtında, ihtiyacı olan tüm eşyalarının saklı olduğu bir sandıkla, merdivenleri gıcırdata gıcırdata üstümdeki iki odaya taşınmıştı. Geldiği ilk sene, nerdeyse bu binadaki hiç kimse Gonzalez’in burada kaldığını bilmiyordu. Sonra ne oldu bilinmez, bu Kocaman birden her tarafta apartman sakinlerinin karşısına çıkmaya başladı ve gördüğü herkese en az iki kez olmak şartıyla kendini tanıştırdı.
Bu binaya gelip de Gonzalez’i ziyaret etmeden geri dönen yakınlarından öğrendiğim kadarıyla, bu iri yapılı adamın ülkesi İspanyadan buraya taşınma sebebi teyzesinin kızıymış. Teyzesinin kızına âşık Gonzalez, ama kişiliğini baskılayan ahlaki yapısı nedeniyle teyzesinin kızıyla ilişki kurmayı reddeder. Aslında hiçbir zaman onu sevdiğini söyleyememiştir ve bu söyleyemeyişin yarattığı belirsizlik, Gonzalez’in asıl yok oluş nedenidir. Gerçi, Gonzalez’in durum benzerliği genelde yaygın şekilde de görülmektedir. Ama öğrendiğim kadarıyla teyzesinin kızı Gonzalez’in tersine onunla küçük bir koruklukta sevişmeye hazırmış. Bu çelişkinin sebebi Gonzalez’in anne ve babasının İspanyol, teyzesinin kızının babasının Fransız olmasından kaynaklanıyor olmasıymış. Gonzalez, sevdiği kadınla birlikte olamamanın acısıyla kaçıp buralara gelmiş tabi. Aslında kaçmak için yanlış yer seçtiğinin farkında değildi. Kıtayı bir daire içine alırsak, tamda ortasına düşen ve zaten ortasında olan şehir anlamından daha fazla anlam taşımayan bu şehir, bir kaçış yeri olamayacak kadar anlamsızdı. Ama olsun Gonzalez buradaydı, mutlu olacak bir şeyler bulmak onun için o kadar zor değildi. Hem, mutlu olmak için yaşanılanların bir anlam taşıması gerekmiyordu. Bazen mutsuzlukta bir mutluluk kaynağı olabilirdi. Belki bir aşktan acı çekmek, o aşkı yaşamaktan daha büyük hazlar vere bilir. Hem aşk seçilimin basit bir yan ürünü değil miydi? Onunda gerçekte acı çekmesinin nedeni, teyzesinin kızının kendisini gerçekten seçip seçmediğini bilmemesi miydi? Belkide kendisini seçen birisinin olduğunu bilmek, onu başkalarının da kendisini seçeceğini gösteren bir kanıt olarak kullanılabilir ve bu kanıtla mutluluğunun kaynağını, kişiliğinin kapısız bir odasına kilitleye bilirdi.
Offf, Gonzalez uzun paçalı garip adam. Bu kocaman adamın bazen uykusu kaçar ve eski, ahşap olan bu evde kendini bir o yana bir bu yana yuvarlar, tahtaların çıkardığı gıcırtılara o sıkıntılı gecelerde beni de uyutmaz. Bazen bu sıkıntılar gündüzleri başlar. İşte bu zamanlarda bana çok iş düşer. İşim? İşim, evde kendi yaptığım el işlemeli protezleri kapı kapı dolaşıp satmak. Bu aralar nerdeyse herkesin bir parça proteze ihtiyacı oluyor. Bu sebeple, işlerim şu sıralar gayet iyi gidiyor. Gonzalez’in ise gündüzleri başlayan sıkıntılı hallerinin en büyük sebebi, yan binada oturan Brezilyalı dul kadının üç yaşında olan oğlu. O, evlerinin önünden geçerken çocuk onu görür görmez balkona koşup ona dil çıkarıyordu. Gonzalez buna çok üzülür, öyle bir ağlardı ki çocukken yuttuğu sabundan bu yana kaygan akan gözyaşları merdivene dolar, gözyaşlarından kayarak düşer ve mutlaka bir kolunu kırar. Bende mesleğim gereği ona yeni bir protez kol takarım. Buna benzer olaylar başımıza çok gelmiştir, gerçi bu tür olaylar herkesin başına geliyor. Benzeri bir olayı, daha ben, protez mesleğimin başlarındayken yine yaşamıştık. Henüz işlemeli protezleri yeni yeni yapmaya başlamıştım. Üstlerine gül, sarmaşık oymaları yapıyordum ve bunları özel anlam taşıyan müşterilere satıyordum, gerçi parasını kim verse ona yapardım... O sıralar Gonzalez kendine çok yakıştığını düşündüğü bir pantolon almıştı. Fakat bir türlü fırsat bulup da üzerinden çıkartamadığı, tahta bacaklı cambazlar için yapılmış bu pantolonun paçalarını terziye götürüp de yaptırmamıştı. İki metre fazla olan bu paçalar, çokça sorun çıkarmasada tramvay durağında, Belvuda dolaşırken, çatısına konan güvercinlerden yakalayıp, yemek isterken düşmesine neden olur ki şu olaya da bir açıklık getireyim; bunu her gün yemlediği güvercinlerin kendilerini karşılıksız beslediklerini sanıp, onu bir sefil olarak görmesini engellemek için yapıyordu. Bu konuda ben dâhil bütün apartman sakinleri ona hak veriyorduk. Bu kırıcı düşme anlarında, mutlaka bir yerlerini kaybeder, bende hemen bunu protezle tekrar yerine getirirdim. Bu düşüşlerden birinde kafasını kaybetmişti, ama bunun protezini yapmamı reddetti, çünkü çalımsı kafasının ortasında duran küçük burnunu çok seviyordu.
Gonzalez bugünlerde kendisine çalışmak için bir iş arıyor, ama bir türlü bulamıyor. Gerçi bugünlerde en iyi işler protezcilik ve dilencilik. Bizi her tarafta görebilirsiniz, ama dilencileri kolay koy görmek mümkün olmuyor. Bir gün, galiba günlerden Cuma olmalıydı. Onlardan birini, kimsenin olmadığı bir sokakta dilenirken gördüm. Malum, dilenmek bu tür ülkelerde yasak, onun için tenha yerleri seçiyorlardı. Yüzünü göstermeden, üstündeki yırtık pırtık, kendine bayaca bol gelen, muhtemelen Gonzalez gibi geniş bir adamdan dilendiği elbiselerin içinden, avucunu bana doğru açtı. Ona, iyi hatırlıyorum 20 kuruş verdim. Çok mutlu olmuştu. Sokak çok karanlıktı, sonbaharın gölden getirdiği su buharı, şehri sokak sokak dolaşıp çökmek için böyle sesiz sokaklar arıyordu. Bu korkunçtu, bir protezci böyle bir sokakta bir dilencinin yanı başında ona sadaka uzatıyordu. Ölüm korkusu titretiyordu, ama kımıldamadım. Dilenci sessizce eğildi, önce belki beş gündür lokma girmemiş ağzından leş esanslı bir öksürük, sonra “yanlız kalmak için kalabalıklardan kaçtık, korkunca kalabalıklar bize kaçtı” bu sözler geldi. Şimdi, ben bir öyküdeki, bir romandaki, bir filimdeki, bir senaryodaki yok oluş durumunun içindeyim de bu sözden sonra aydınlanmamı gerçekleştirmeli, bu sözü yastığım büyüklüğündeki bir kartona yazarak, tamda yastığımın hizasına denk gelen tavan kısmına yapıştırmalı ve kendimi sonsuz mutluluğa taşıyacak sırı bulmalıydım.
Gonzalez benim üst komşum, bugün sırtında sandığı ve sol kolunun altına içlerinden sevdiklerini seçtiği protezlerini bir iple pekte sıkı olmayan bir şekilde bağlayarak çıkıp gitti. Ülkedeki tüm dilenciler, bu gün bir saatlik bir sürede yakalanıp hepsi kayıt altına alındı. Sonrada amcamızın sosyaline bağlandı. Amcamız, büyük ihtimal bizi de kayıt altına alıp, sosyaline bağlayacak ki sanmayın öyle üzülüyorum. Özlemem gerekmez sarmaşıkları, gülleri. Çünkü esasında pek sevmem bahçıvanlığı. Amcamızın verdiği sosyal maaşı, herkese nasıl yetiyorsa bana da yeter ve her şeyi verir mutlu olmam için.
___________ Mehmet Koca _______________
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
1 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Mehmet yeni okudum . Çok güzel anlatım ...
Yorum Gönder