Fırtınaya Hoşgeldiniz

Bu siteye artık herhangi bir ekleme yapılmayacaktır.

18 Nisan 2008 Cuma

MÜZİĞİN BAŞLANGICINA DAİR

Bir şeyin , başlangıcına dair konuşmak / yazmak epey zordur . Çünkü, başlangıcı tanımlamak , aslında bahsedilenin varlığı ile yokluğu arasındaki varoluşsal süreksizliğin sebebini ifade etmeye çalışmaktır . Hiçbir şey “yok”tan “var” olmaz prensibinden hareketle , başlangıçlar , bir şeyin başka bir şeyin biçimini alması olarak ifade edilebilir . Başlangıç , bir yanılsamadır denirse yanlış olmaz .

Bu yazılanlar soyut perspektifi ifade eder . Başlangıç ,atfedilen bir değerdir . Bu anlamıyla tarihsel bağlamda incelenebilir .

Başlangıcın kendisi , sanat ile ilgili olunca objeler ve sujeler devreye giriyor. Durumu aydınlatmak için insandan ve temel sanatsal malzemeden konuşmak gerekiyor .

Biraz daha özelleyip müziğe vardığımızda , yolculuğun geri kalan kısmını ses
( sanatsal malzeme ) , “insanın sesi işleyebilmek için yarattığı araçlar ve kendi yarattığı “şey” ( müzik ) ile “kendisi” arasındaki ilişki “ düzleminde geçireceğimizi anlıyoruz .

İnsanın “ne”liğine dair düşünmeyi ve araştırmayı bir kenara bırakıp ( ya da gündelik pratiklerden edinilmiş bilgilerin bu anlamda referans alınabileceğini kabul edip ) , müziğin yapı taşı olan “ses”e dair satırlar oluşturmayı deneyelim.

Ses, hem bir enerjidir hem de estetik değere sahip olma ihtimali olması bakımından , sanatsal malzemedir . Sesin estetik değerlere göre işlenmesiyle müzik elde edilir . Önce sesin işlenilmesinde kullanılan araçların kökenine dair konuşmaya çalışalım .

Müziksel araçlar , çalgılardır . Kronolojik olarak bakıldığında ilk çalgı insanın kendi sesidir [1]. İnsan , onu kullanarak dinsel tapınmalarını gerçekleştirmiş , uzaktaki insanlarla haberleşmiştir . Sonra , sesinin gürlüğünü arttırmak için çeşitli araçları ( boynuz gibi ) rezonans maddesi olarak kullanmıştır .

Bahsi geçen dönemde üretim biçimi anlamında oldukça ilkel olan insan , zorunlu kolektif üretim biçimi dolayısıyla yaptığı işlerde diğer insanlarla uyum içinde olması gerekiyordu . Zaten makro düzeyde doğada da gözlenen bu şey pek de yabancı değildi : Ritim . Birbirini tekrarlayan zamanlar …
İnsan önce ellerini çırptı , sonra ayaklarını elleriyle senkronize ( zamansal olarak uyumlu ) biçimde toprağa vurdu. Böylece kendi ritim aletini de kendi vücudunda yaratmış oluyordu . Sonra tahta çubuklar ile ağaç kovuklarına vurulacak , içi oyulmuş tahta yapıların üzerine hayvan postları gerilerek , bugünkü vurmalı sazların atası ortaya çıkacaktı .

Avcı – toplayıcı topluluklarda , avcının en önemli aracı ok ve yay idi . Yayın havada yarattığı titreşim ile oluşan ses fikirsel bir kıvılcım olmuş olmalı ki , bundan hareketle ağaçların arasına bağlanan teller ile telli çalgılar oluşturulacaktır . Daha sonra çalgının sesinin gürlüğünü arttırmak için eklenen bir rezonans tablası ile günümüz telli çalgılarının ilk tarihsel örneklerini teşkil eder duruma gelmiştir .

İnsan , doğanın iyi bir gözlemcisidir . Gözlemlerini gruplayabilir ve bunları çeşitli akıl yürütmelerle soyut ve genel geçer bilgiye dönüştürebilir . İnsan pek çok kere kendi üretiminde de doğayı taklit etmiştir . İşte üflemeli çalgıların doğuşu da böyle bir pratiğin sonucudur . Rüzgar estikçe sazlıklardaki kamışlardan havalanan ıslıklar olmuş bu kez insanın feyiz aldığı . Sonra kamışlar çıkardığı seslere göre boy boy kesilecek , delikler açılarak çalgıdan daha çeşitli sesler ( farklı perdelerdeki sesler) elde edilebilecekti . Günümüz tahta üflemelilerin formu , bu yapılardan gelir .

Dinsel tapınmalardaki psikolojik yoğunluk esnasında başlayan mırıldanmalar , belli belirsiz melodiler , insanın ilk deneysel müzik çalışmalarıydı .

Daha sonra diğer varlıkların çıkardığı sesleri taklit eden ufak ezgiler oluşacaktı. Dil içinde değerlendirilebilecek bu ezgiler yansıma sözcükler olacaklardır . İlk ezgiler tanrılar için ( onuruna, şerefine )yaratılacak ve insanın özgün yaratımının kapısı aralanacaktı . Daha sonra “yarı tanrı kahramanlar” için bu gelenek devam ettirilecekti .

Dinsel törenlerin vazgeçilmezi haline gelen müzik , insanın duygu durumunda yarattığı şaşırtıcı değişimler sebebiyle , büyüsel bir karaktere büründürülecekti . Bu , insanın , müziğin metafiziki karakterini ilk kez sorgulamaya başlamasıdır . Belki de ondan ürkmesi … Tarihin ilerleyen dönemlerinde , o zaman büyüsel olarak tanımlanan müziğin, insan üzerindeki psikolojik yaratımları bütünsel olarak kavranmaya çalışılacak ve müzik bu yönü dolayısıyla hastalıkların tedavisinde kullanılacaktı [2]. Yine insanda yarattıkları sebebiyle , savaşlarda “yandaşa cesaret , düşmana korku veren” olarak nitelendirilip seferlerde ve savaş alanlarında uygulama alanı bulmuştur .



Dipnotlar:

[1] İnsan sesi , sesi ( malzemeyi ) farklı işleme şansını barındıran bir çalgı idi . Ses , 3 boyutlu bir yapıdır . Sesin gürlüğü , sesin perdesi , sesin tınısı … İnsan , biraz daha güç harcayarak sesin gürlüğünü , ufak bir gırtlak hareketiyle sesin perdesini , ağzının şekli ile de sesin tınısını değiştirebilir . Bu anlamda insan sesi kullanışlı bir enstrümandır .
İnsan sesi , bir enstrüman olması bakımından müziksel bir araçtır . İnsan , çalgıları yapmadan önce kendi müziksel aracını kendinde yaratıyordu . El ve ayaklarla tutulan ritimler ve sesi ile insan tapınmalar , eğlenceler yapıyordu .
[2] Müziğin , hastalıkların tedavisinde 50 bin yıldan bu yana kullanıldığı iddia edilse de ilk kuramsal uygulamaları Antik Yunan’da yapılmıştır .


===============================================
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================

0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz: