BOY AYNASINDA GÖRMEK GEREK KENDİNİZİ
Bazı insanlar gördüm, kendi durumlarıyla alay edildiği ve doğal hallerinden utanması gerekirmiş gibi davranıldığı için belli bir süre sonra kendi özgünlüğünü yitirip başkalarının ona yapmaya çalıştığı şeyi o da tanıdığı diğer insanlara yapmaya başlamıştı… yani çevresinin ona verdiği şeyleri olduğu gibi kabullenmek zorunda kalmış ve dışarının bir yansıması, aynı zamanda bir yanılsaması olmuştu. Tüm yanılsamalar gibi o da başka yanılsamalara neden olacaktı. Ama bu oluşumun halkalarından biri olduğunun farkına kendisi de varamamış, diğer tüm temelde önemsiz canlılar gibi o da kendi evreninin minik tanrıcığı olduğunu sanmaya başlamıştı. Zaten kendi yanılsamaları onu evreninin merkezinde dönen bir tanrı(!) yapmıyor muydu? Artık onun etrafında döndüğünü düşündüğü her şeyi yadsıyabilir hor görebilir anlamamaya çalışabilir, kendi varoluş tanımına göre yorumlayabilir, kendi istediği gibi şekillenmek zorundaymış gibi ona emirler vermeye çalışabilirdi… Ve günün birinde bu organik tanrı başka bir organikle karşılaştı… Onda kendi eski saflığını ve inancı görüyordu… Organik tanrı, kendine yapılanları bilinçaltında hatırlamış ve aynısını bu yeni insanımıza yansıtmaya başlamıştı. Olur, olmaz şeylerini eleştiriyor onun varoluşunu yalnızca kendi varoluşunun bir sonucu ve önemsiz bir detay olarak görüyor, en sonunda onunda kendisi gibi olmasını istiyordu… Bu uğurda onun kişiliğine karşı saldırmayı yapılması gerekli bir şey gibi görüyor ve bir zamanlar kendisine yapılanların kötü bir tekrarını yapıyordu…
Aradan günler günler geçti. Nitekim bizim organik tanrımız kendi küçük merkezinin etrafında dönen ona muhtaç olduğunu hisseden küçük organiklerle birlikte yaşamaktaydı. O organikler küçük tanrımıza öyle muhtaçtılar ki, kendilerini tanrının yaptığı o birkaç espriye gülmek zorunda hissediyor sonra kalkıp özgürlük ilerleme devrim gibi konularda ahkam kesiyorlardı… Hayatlarının hiçbir alanında özgün bir şey yapamamış bu yörüngede dönen et parçaları, tanrılarının onlara buyruğu olan şeyleri yerine getirmenin dayanılmaz hafifliği ve ibadetlerinin karşılığı olan cennetteki hurilerle mutlu bir hayat geçirme umuduyla, ne yaptıklarından habersiz eğilip eğilip kalkıyorlardı.
Netice itibarıyle bu güneş sistemi, onlarla tanışmaktan başka hiçbir hatası olmayan insanı da kendilerine benzetmeye çalıştı. Hatta biraz başarılı bile oldu. Ancak o insan henüz gerçeğin bundan ibaret olamayacağını biliyordu o yüzden ruhunu o küçük güneş sisteminin organik tanrısına satmaya pek niyeti yoktu… Ruhunu pazara çıkarmayacak onlar gibi kirlenmişliğin içine girmeyecekti. Mücadele etmeyi gereksiz görüyor, o yüzden oradan mümkün olduğunca uzağa gitmeye çalışıyordu… Ama ne yaparsa yapsın bulaşmıştı bir kere kötü kokuların cennetine… Kirlenmişliğe maruz kalmıştı bir kere ruhu… Aradan aylar geçtikten sonra gördüğümde o insanı, organik tanrıyla konuşuyormuş gibi hissettim kendimi… Nedenini bildiğimi fark ettim. Neden böyle olduğunu bildiğimi fark ettim. Sonra da gelip bu yazıyı yazdım.
Evet; bazı şeyler asla değişmez. Ama bazı şeyler değişir.
Eğer varolmanın tek koşulu başka birinin varlığının etrafında secde etmek ise bu organik kulların varlığı benden olabildiğince uzak olsun.
Dip not: Yükseldikçe, aşağıdakilerin bizi küçük görmesi kaçınılmazdır.
(hikaye gerçek bir hayattan alınmıştı demem herhalde gerekmiyor…)
FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...FIRTINA...
===============================================
0 Yorum ve Eleştirilerinizi bekliyoruz:
Yorum Gönder